Ketamin, son yıllarda özellikle dirençli depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde önemli bir umut olarak görülüyor. Ancak, ilacın uzun süreli kullanımının böbrek ve idrar yolları üzerinde yaratabileceği etkiler konusunda endişeler de bulunuyor. Yeni yayımlanan kapsamlı bir klinik çalışma incelemesi, ketamin tedavisi gören yetişkinlerde ciddi idrar yolu komplikasyonlarının kısa vadede yaygın olmadığını ortaya koydu, fakat uzun döneme dair güvenlik verilerinin halen yetersiz olduğu uyarısı yapıldı.
Araştırmacılar, ketaminin geçmişte anestezik olarak kullanılmış köklü bir ilaç olduğunu belirtiyor. 1960’larda geliştirilmesiyle ameliyatlarda bilinç kaybı ve şiddetli ağrının giderilmesinde tercih edilmeye başlandı. 2000’li yıllardan itibaren ise küçük dozlardaki ketaminin, özellikle standart tedavilere yanıt vermeyen depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda hızlı rahatlama sağladığı keşfedildi. İlacın etkisi, klasik antidepresanların haftalar süren süreçlerine karşın, sadece birkaç gün içerisinde olumlu değişikliklere yol açabiliyor.
Ketaminin bu kullanımı dahi tehlikesiz sayılmıyor. Eğlence amaçlı yüksek dozda ve sık kullanımda idrar yollarında ciddi hasarlar ve toksisite görülebiliyor. Bu durum, mesane duvarının kalınlaşıp kasılmasıyla idrar kapasitesinin düşmesine, sık idrara çıkma ihtiyacına, pelvik ağrıya ve kanlı idrara yol açabiliyor. Kronik doz aşımı ise kalıcı hücre hasarına ve böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor. Bu sebeple psikiyatrik hastalarda tekrarlayan ketamin uygulamalarının aynı riski oluşturup oluşturmadığı önemli bir soru işaretiydi.
İşte bu soruya yanıt bulmak için İngiltere’deki King’s College London’dan Jess Kerr-Gaffney liderliğindeki araştırma ekibi, dünya genelinde yapılmış 27 klinik çalışmayı sistematik olarak inceledi. Araştırma, yetişkin psikiyatrik hastalarda ketaminin idrar, mesane ve böbrek sağlığı üzerindeki etkilerini bilimsel veriler ışığında değerlendirdi. Çalışmaların çoğu dirençli depresyon hastalarını içerirken, az sayıda çalışma travma ve anksiyete hastalarına da odaklandı.
Sonuçlar, ketamin tedavisi gören hastaların %0 ile %25’i arasında değişen oranlarda idrar sistemi şikayetleri bildirdiğini gösterdi. Şikayetlerin çoğu hafif ya da orta düzeydeydi ve en sık karşılaşılan sorunlar arasında sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma hissi, mesanenin tam boşalamaması ve bazen idrarda mikrobiyal enfeksiyonlar yer aldı. Ancak, plasebo veya alternatif tedavi alan kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında, ketamin kullanan hastalarda böylesi şikayetlerin oranlarının genellikle benzer ya da daha düşük olduğu görüldü.
Bununla birlikte, burundan uygulanan esketamin formu ile yapılan bazı deneylerde idrar yolu şikayetlerinin plaseboya göre biraz fazla olduğu raporlandı, fakat bu bulgular istatistiksel anlam taşıyacak düzeyde değildi. Ayrıca, bazı hastaların farklı doz uygulamalarında yan etkilerin arttığı kaydedildi. Araştırmacılar laboratuvar testleriyle de hastaların idrarlarında herhangi bir hücresel hasara dair gizli işaret bulunmadığını belirtti.
Araştırmanın en temel sınırlılıklarından biri, mevcut klinik deneylerin süresinin genellikle dört haftayla sınırlı olmasıydı. Oysa kötü etkiler, kronik ve uzun vadeli kullanımlarda aylar ya da yıllar içerisinde ortaya çıkıyor. Yalnızca beş çalışma altı ay veya daha uzun süreleri kapsadığı için, uzun dönem güvenliği üzerine net sonuçlar ortaya koyulamıyor. Diğer bir zorluk ise, çalışmalarda idrar yolları yan etkilerinin pasif olarak, yani hasta şikayet edince tespit edilmesi oldu. Bu yöntem, hafif ve kademeli gelişen organ hasarlarını kaçırabilir.
Ayrıca, çalışmaların çoğunda hasta ve hekimlerin ilacın verilip verilmediğini bilmesi de elde edilen sonuçların güvenilirliğini azaltıyor. Ketaminin ağrı kesici etkisi, hastaların erken uyarı sinyallerini fark etmelerini engelleyebiliyor. Bu durumda, idrar yolu hasarının erken belirtileri gözden kaçabilir. Özellikle pandemi sonrası artan uzaktan sağlık hizmetleri ve evde uygulanan tedavilerle birlikte, denetimsiz kullanımın riskleri daha fazla gündeme geliyor.
Araştırma ekibi, bundan sonraki klinik denemelerde zorunlu ve düzenli idrar yolu semptom taramalarının yapılmasını öneriyor. Ayrıca, laboratuvar idrar testlerinin tedavi öncesinde ve sırasında rutin olarak uygulanması gerektiğini vurguluyor. Bu sayede olası hücresel hasarlar görünür hale getirilebilir ve hastaların uzun vadeli güvenlikleri daha etkin şekilde korunabilir.
Sonuç olarak, ketaminin psikiyatrik tedavilerdeki potansiyeli büyük olmakla birlikte, uzun süreli etkilerinin daha kapsamlı incelenmesi şart. Sağlık profesyonelleri ve hastalar için doğru izleme yöntemleri geliştirilerek, hem faydalar maksimize edilmeli hem de olası zararlar minimize edilmelidir. Gelecekte yapılacak geniş ölçekli ve uzun süreli araştırmalar, ketaminin idrar yolu sağlığı üzerindeki etkilerini daha net ortaya koyacak ve güvenli kullanım rehberlerini şekillendirecektir.
📎 Kaynak: psypost.org



