Mayo Clinic’teki bilim insanları, karaciğer yağlanması hastalığı olarak bilinen ve son dönemde metabolik disfonksiyonla ilişkilendirilen steatotik karaciğer hastalığını doğrudan tetikleyen nadir bir genetik varyantı keşfetti. Bu bulgu, hastalığın oluşumunda çevresel faktörler kadar genetik bir mutasyonun da tek başına etkili olabileceğini göstererek tıp dünyasında heyecan yarattı.
Daha önce bu hastalığın gelişiminin, genetik yatkınlık ile yaşam tarzının karmaşık bir etkileşimi sonucu ortaya çıktığı düşünülüyordu. Ancak Hepatology dergisinde yayımlanan araştırma, bazı durumlarda tek bir kalıtsal mutasyonun hastalığın tetikleyicisi olabileceğini ortaya koydu. Kyoto Klinik Bireyselleştirilmiş Tıp Merkezi’nde yürütülen çalışmada, hastalığın anahtar oyuncusu olarak MET genindeki varyant tespit edildi.
MET geni, karaciğerin kendini onarma sürecinde ve vücudun yağ metabolizmasında kritik bir rol üstleniyor. Bu gen doğru çalışmadığında, karaciğer hücrelerinde anormal yağ birikimi başlıyor. Zamanla bu birikim, iltihaba ve karaciğer dokusunda fibrozis yani sertleşmeye yol açıyor. Daha ileri aşamalarda ise bu durum siroz gelişimine, sonrasında ise kalıcı karaciğer hasarı veya kansere çevrilebilir.
Metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığı, dünya genelinde yetişkinlerin yaklaşık üçte birini etkiliyor. Hastalığın daha ağır seyreden formu olan metabolik disfonksiyonla ilişkili steatohepatit ise yakın gelecekte sirozun başlıca nedeni ve karaciğer naklinde önde gelen sebep olma potansiyeline sahip.
Araştırmanın öncüsü Filippo Pinto e Vairo, bu keşfin nadir kalıtsal genetik varyantların yaygın hastalıkları nasıl doğrudan tetikleyebileceğine dair önemli bir pencere açtığını belirtti. Bu bulgu, hastalığın oluşum mekanizmasına ilişkin yeni bakış açıları sunmanın yanında, gelecekte hedefe yönelik tedaviler için de yol haritası oluşturabilir.
Araştırma, genetik ipucunu tek bir ailede buldu. Karaciğer yağlanması ve steatohepatit teşhisi konulan anne ve babanın hiçbiri diyabet veya yüksek kolesterol gibi yaygın risk faktörlerine sahip değildi. Bu nedenle araştırmacılar 20 binden fazla genin DNA yapısını analiz etti ve MET geninde önemli bir mutasyon tespit etti.
Tespit edilen bu genetik varyant, DNA dizisinde tek bir harfin değişmesiyle ortaya çıkıyordu ve genin normal işlevini bozarak karaciğer hücrelerinde yağ metabolizmasının bozulmasına neden oluyordu. Bu varyant daha önce bilimsel literatürde veya genetik veri tabanlarında rapor edilmemiş nadir bir değişiklikti.
Wisconsin Tıp Koleji’ndeki genom bilimleri uzmanlarının da dahil olduğu geniş bir ekip, bu mutasyonun karaciğer tamiri için kritik olan biyolojik süreci etkilediğini doğruladı. Bu durum, nadir görülen hastalıkların aslında karmaşık hastalıklar havuzunda gizlenmiş daha yaygın sorunlar olabileceğini göstererek bireyselleştirilmiş tıbbın önemini bir kez daha vurguladı.
Çalışmayı güçlendiren diğer bir adım ise Mayo Clinic’in Tapestry projesi kapsamında yapılan büyük genomik veri taraması oldu. ABD genelinde 100 binden fazla katılımcının genomlarını içeren bu kapsamlı araştırmada, yaklaşık 4 bin metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastası incelendi. Bu grubun yaklaşık yüzde 1’inde MET geninde hastalıkla ilişkili nadir varyantlar bulundu. Üstelik bu varyantların önemli bir bölümü, ailesel vakada tanımlanan gen bölgesinde kümelenmişti.
Bu keşfin yaygınlığı, milyonlarca hastada veya risk taşıyan bireyde önemli klinik etkiler yaratabilir. Araştırmaya katkı sağlayan Konstantinos Lazaridis, bu tür büyük ölçekli genomik veri analizlerinin hastalıkların altında yatan gizli genetik faktörleri ortaya çıkarmada hayati olduğuna dikkat çekti.
Mayo Clinic’te giderek artan şekilde genetik teknolojiler klinik bakımın merkezinde yer alıyor. Nadiren teşhis edilen veya tanımlanamayan hastalıkları inceleyen Program for Rare and Undiagnosed Diseases, 2019’dan bu yana 3.200’den fazla hastaya genomik test hizmeti sundu. Bu program sayesinde, nadir genetik nedenlerle ortaya çıkan karaciğer hastalıklarının teşhis ve tedavi süreçleri hız kazanıyor.
Gelecekteki araştırmalar, MET genindeki bu mutasyonun daha iyi anlaşılmasıyla hastalığın tanısının hassaslaşmasını ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesini mümkün kılabilir. Genomik tıptaki ilerlemeler, metabolik karaciğer hastalığının yönetimini dönüştürme potansiyeli taşıyor ve milyonlarca hastanın yaşam kalitesini artırabilir.
📎 Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2026/03/260306224238.htm



