Psikoloji

Kafein Panik Bozukluğunda Panik Atak Riskini Yükseltmiyor

Günlük kahve tüketimi, panik bozukluğu olan kişilerde panik atak tetikleme riski taşımıyor. İsveç’te Uppsala Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, orta dozda kafein alımı, panik bozukluğu bulunan bireylerde kaygı seviyesini artırmıyor. Bu bulgu, özellikle anksiyete yönetimi konusunda bilinçli olanların günlük beslenme alışkanlıklarını düzenlerken önemli bir rehber niteliğinde.

Panik bozukluğu, ani ve yoğun korku atakları ile karakterize edilen psikiyatrik bir hastalıktır. Bu ataklar kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi gibi fiziksel belirtilerle kendini gösterir. Hastalar sürekli olarak yeni bir panik atağının ne zaman başlayacağına dair endişe taşır ve bu durum yaşam kalitelerini olumsuz etkiler.

Araştırmalar, panik bozukluğu olan kişilerin bu endişe nedeniyle bazı durumlardan kaçınmaya başladığını ve bu kaçınma davranışının hastalığın seyrini kötüleştirdiğini ortaya koyuyor. Sinema salonlarından spor salonlarına kadar pek çok mekan bu korku nedeniyle terk ediliyor ve bireyler bu tür deneyimlerin getirdiği olumlu sosyal ve fizyolojik kazanımlardan mahrum kalıyor.

Kafein ve anksiyete arasındaki ilişki üzerine daha önce yapılan çalışmalar, aşırı yüksek doz kafeinin panik atakları tetikleyebileceğini göstermişti. Özellikle günde dört ya da beş fincan kahveye karşılık gelen 400 mg üzeri kafein alımı, panik bozukluğu yaşayanların yaklaşık yarısında panik ataklara neden oluyor. Ancak günlük hayatta genellikle bu miktarda kafein aynı anda tüketilmiyor.

Uppsala Üniversitesi’nden psikoloji araştırmacısı Johanna M Hoppe liderliğindeki ekip, panik bozukluğu olan ve olmayan katılımcılar üzerinde 150 mg kafeinin (yaklaşık bir buçuk fincan kahve) etkilerini incelemek için kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdi. Araştırmada, toplam 82 kişi yer aldı; bunlar arasında panik bozukluğu tanısı konmuş 29 kişi ve ruh sağlığı problemi olmayan 53 kişi bulunuyordu.

Katılımcılar çalışmaya başlamadan önce 36 saat boyunca hiç kafein tüketmedi. Ardından iki farklı laboratuvar oturumuna katıldılar. Bir seansta kafein kapsülü, diğerinde ise plasebo kaptüldü. Çalışma çift-kör olarak yürütüldüğü için ne katılımcılar ne de araştırmacılar hangi dozun verildiğini bilmiyordu.

Kapsül alınmasının ardından 30 dakikalık bir dinlenme süresi başladı ve sonrasında katılımcıların öznel kaygı seviyeleri ölçüldü. Ardından, duygusal tepkileri değerlendiren bilgisayar destekli testlere katıldılar. Bu testlerde yüz ifadeleri ve sesler kullanılarak verilen tepkiler ölçüldü. Ayrıca, fizyolojik kaygı tepkisini belirleyen cilt iletkenliği ölçümü yapıldı.

Araştırmada kafein, hem sağlıklı bireylerde hem de panik bozukluğu olan katılımcılarda fizyolojik uyarılmayı artırdı. Cilt iletkenliğinin yükselmesi, otonom sinir sisteminin daha fazla aktive olduğunun göstergesiydi. Fakat bu uyarılma kaygı hissinde artışa neden olmadı. Kaygı seviyeleri kafein alımıyla değişmedi.

Daha önce dikkat çekilen davranışsal kaçınma eğilimi ise kafein alan tüm katılımcılarda arttı. Katılımcılar, puan kazanma olasılığını düşürmelerine rağmen, rahatsız edici görüntüler ve seslerden kaçınmayı tercih etti. Bu durum, kafeinin özellikle panik bozukluğu olanları değil, genel olarak insanlarda stresli durumlardan kaçınma isteğini artırdığını gösterdi.

Ayrıca katılımcılar, kafein aldıktan sonra vücutlarındaki kalp atışı ya da nefes gibi içsel fiziksel sinyallerin farkındalığında artış olduğunu ancak bunun panik ya da yüksek kaygıya dönüşmediğini bildirdi. Bu bulgu, kafeinin kaygıyı tetikleme mekanizmasını doğrudan harekete geçirmediğini destekliyor.

Araştırmanın önemi, panik bozukluğu olan bireylerin kafein tüketimi hakkındaki katı yasakların yeniden değerlendirilmesini gündeme getirmesi oldu. Orta dozda kafeinin öznel kaygıyı artırmadığı ve panik atak riskini yükseltmediği ortaya çıktı. Ancak artan kaçınma davranışının terapötik süreçlerde göz önünde bulundurulması gerekiyor çünkü hastaların korktukları durumlarla yüzleşmelerini engelleyebilir.

Çalışmanın sınırlamaları arasında örneklem büyüklüğünün görece az olması ve katılımcı grubun büyük çoğunluğunun kadın olması yer alıyor. Gelecekte, farklı cinsiyet dağılımı ve kafein dozlarının geniş aralığı üzerinde yapılacak çalışmalar daha ayrıntılı sonuçlar sunabilir. Ayrıca, bedensel farkındalık seviyelerinin objektif ölçümlerle desteklenmesi yararlı olacaktır.

Sonuç olarak, günlük hayatta tüketilen standart kahve miktarlarının panik bozukluğu hastaları için akut risk oluşturmaması umut verici. Gelecekte yapılacak çalışmalar, kafeinin güvenle tüketilebileceği limitleri netleştirerek bu konuda daha kesin öneriler sunacak. Bu da hem bireysel hem de sağlık profesyonellerinin kontrolünde kafein tüketimi konusunda daha esnek ve bilim temelli kararlar alınabilmesini sağlayacak.


📎 Kaynak: psypost.org

Aylin

272 makale yayınladı.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments