Son dönemde covid-19 tedavisinde vitamin D takviyesinin etkisi üzerine yapılan büyük bir araştırma, bu konuda yeni ipuçları sundu. Bilim insanları, yüksek doz vitamin D3 kullanımının COVID-19 enfeksiyonlarının şiddetini azaltmadığını, ancak uzun COVID belirtilerini etkileyebileceğini keşfetti. Bu sonuçlar, The Journal of Nutrition dergisinde yayımlandı ve COVID-19 sonrası yaşanan süreçlerde vitamin D’nin rolü hakkında önemli soru işaretlerini gündeme getirdi.
Mass General Brigham’da görevli Dr. JoAnn Manson liderliğinde gerçekleştirilen çalışmada, vitamin D takviyesinin COVID-19 hasta ve temaslıları üzerindeki etkileri incelendi. Araştırma, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Moğolistan’dan 1.747’si COVID-19 pozitif, 277’si ise temaslı olmak üzere toplam 2.024 yetişkin katılımcıyla yürütüldü. Katılımcılara dörder haftalık sürede ya yüksek dozda vitamin D3 ya da plasebo verildi. Araştırmanın amacı, yüksek doz vitamin D3’ün COVID-19’un seyri ve uzun vadeli etkileri üzerindeki olası yararlarını değerlendirmekti.
Araştırma, vitamin D3 dozunun başlangıçta günde 9.600 IU iki gün süreyle, sonrasında ise günde 3.200 IU olarak uygulanmasıyla gerçekleşti. Katılımcılar bulaş test sonucu aldıktan ortalama üç gün sonra takviyeye başladı. Çalışmada, yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, ırk ve aşı durumu gibi COVID-19 sonuçlarını etkileyebilecek faktörler dengelendi. Böylece vitamin D takviyesi alan grup ile plasebo grubu arasında karşılaştırmalar objektif bir zeminde yapıldı.
Yapılan analizlerde, yüksek doz vitamin D3 kullanımının COVID-19 enfeksiyonunun şiddetini azaltmadığı ve hastaneye yatış oranlarını düşürmediği görüldü. Ayrıca, vitamin D alan katılımcının temas ettiği ev halkındaki bireylerin enfeksiyona yakalanma riski de azalmadı. Araştırma sonuçlarına göre, hastaneye başvuru, doktor ziyaretleri veya acil servis kullanımı bakımından vitamin D alan ve almayan gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı.
Ancak çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, vitamin D takviyesinin uzun COVID semptomları üzerindeki olası etkisiydi. Düzenli vitamin D alan katılımcılar, enfeksiyondan sonra sekiz hafta içinde devam eden yorgunluk, nefes darlığı ve beyin sisi gibi belirtileri bildirme oranında plasebo grubuna kıyasla hafif bir düşüş gösterdi. Vitamin D alanlarda %21 oranında belirtiler devam ederken, plasebo grubunda bu oran %25 olarak kaydedildi. Bu fark sınırda istatistiksel önem taşıyordu, ancak uzun COVID üzerinde olumlu bir etki olabileceğine dair umut verdi.
Uzun COVID, halk arasında “yeni korona virüs sonrası iyileşme” olarak bilinen, enfeksiyondan aylar sonra bile devam eden yorgunluk, zihin bulanıklığı ve nefes sorunu gibi belirtileri kapsıyor. Dr. Manson, uzun COVID belirtilerinin hastaların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü vurgulayarak, yüksek doz vitamin D takviyesinin bu belirtileri azaltıp azaltmadığını araştırmak için daha büyük çaplı çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti.
Bu çalışma, vitamin D’nin COVID-19 tedavisinde doğrudan bir mucize yaratmadığını ortaya koyarken, bağışıklık sistemi ve hastalık sonrası iyileşme üzerine etkileri konusunda yeni kapılar açtı. Vitamin D’nin bağışıklık fonksiyonlarıyla ilişkili olduğu bilinse de, COVID-19 enfeksiyonunun karmaşık süreçlerinde bu takviyenin etkisini tam anlamıyla kavramak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç var.
Gelecekte, özellikle uzun COVID gibi kronikleşmiş durumların tedavisinde vitamin D takviyesinin potansiyel kullanım alanlarının detaylandırılması bekleniyor. COVID-19 pandemisinin yarattığı sağlık krizinde, uzun süreli etkilerin azaltılması için sürdürülen bilimsel araştırmalar, insan sağlığı üzerinde önemli kazanımlar sağlayabilir. Vitamin D’nin rolüne odaklanan yeni klinik çalışmalar, bu alandaki bilinmezliği azaltarak hem sağlık profesyonellerine hem de halk sağlığı yöneticilerine rehberlik edecektir.
📎 Kaynak: sciencedaily.com



