Tavuktan Hafif Dinozor, Boyut Küçülmesi Hipotezini Çürüttü

Sanatçının Alnashetri cerropoliciensis tasfiri/ © Gabriel Díaz Yantén, Universidad Nacional de Río Negro

Eski bir etobur dinozor, yaşamında bir kilogramın bile altında ağırlığa sahipti ve bu durum paleontologları, en gizemli dinozor gruplarından birinin evrimiyle ilgili yerleşik görüşleri yeniden düşünmeye zorladı. Patagonya’daki buluntu, bu minyatür avcıların tarihinin daha önce düşünüldüğünden çok daha karmaşık olduğunu gösterdi.

Alvarezsauridler (Alvarezsauridae), çoğunlukla küçük boyutlarda iki ayaklı dinozorlar grubudur. Bu grup esas olarak Geç Jura ve Erken Kretase yaşlı Asya ile Güney Amerika tortullarından çıkarılan kalıntılarla bilinir.

Bu hattaki sonraki temsilciler, özellikle Asya’da bulunan fosillere ait olan türler, sıra dışı anatomik özellikleriyle dikkat çekiyordu: son derece kısalmış, tek büyük tırnağa sahip kaslı ön uzuvlar. Bilim insanları bu ön kolların, karınca yuvaları ve termit tepeleri gibi yerlere kazma veya kırma amacıyla kullanıldığını düşünüyorlardı. Bazı alvarezsauridlerde dişler neredeyse yok olmuştu ve kafatası şekli karıncayiyeninkine benziyordu.

2000’li yılların başında bu verilere dayanarak bilim insanları şöyle bir hipotez ortaya attılar: alvarezsauridler karıncalar ve termitlerle beslenmeye başladıkça zamanla vücut boyutlarını küçülttüler. Yani beslenme biçimi, onların “minyatür form” kazanmasına yol açtı; bu yüzden kompakt bir vücut ve kazımaya uygun güçlü ön uzuvlar geliştirdiler.

Güney Amerika’da da alvarezsaurid kemikleri bulunmuştu, ancak çoğu iskelet parçası sadece fragmandı. Uzun süre boyunca paleontologlar, bu dinozorların atalarının kim olduğunu anlamak için bir “soy ağacı” oluşturmaya çalıştılar. Uzmanlara göre, en eski ve ilkel alvarezsauridler Güney Amerika’da yaşıyordu. Daha sonra bu türlerden, günümüzde Asya’da bulunan daha “ileri” türler evrildi.

Burada bir soru ortaya çıkıyordu: Neden erken formlar Güney Amerika’da ortaya çıkarken daha sonraki formlar Asya’da bulundu? O zamanlar kıtaları okyanuslar ayırıyordu.

Bu durumu açıklamak için bilim insanları “yayılım” hipotezini önerdiler. Hipoteze göre bu dinozorların ataları, süper kıta Pangea’nın parçalanmasından önce ya da mevcut kara köprüleri üzerinden bir kıtadan diğerine geçmişti. Daha basit ifadeyle: alvarezsauridler önce Güney Amerika’da ortaya çıkmış, sonra Asya’ya ulaşıp orada evrimleşmişti.

Bu hipotezin doğruluğunu değerlendirmek için Güney Amerika ve Asya’daki alvarezsauridlerin tam iskeletlerini incelemek gerekiyordu. Ancak Asya’da nispeten tam iskeletler bulunurken, Güney Amerika’da bu her zaman mümkün olmuyordu.

İlk kez alvarezsaurid kalıntıları Güney Amerika’da 2012 yılında bulundu. Bu, Alnashetri cerropoliciensis türüne aitti. Ancak o sırada bilim insanlarının elinde sadece arka ayaklara ait parçalar vardı ve bu parçalar, söz konusu bireyin yetişkin mi yoksa genç bir birey mi olduğunu belirlemeyi zorlaştırıyordu.

Bu belirsizliği ortadan kaldıran buluntu, 2014 yılında P. Makovicky liderliğindeki uluslararası paleontolog ekibi tarafından Patagonya’da yapıldı. Araştırmacılar, aynı türe ait neredeyse tam bir iskelet buldular ve bu sayede anatomiyi bütün olarak inceleme fırsatı buldular. Bu, bilinen en tam ve en küçük Güney Amerika alvarezsauridiydi.

Bu dinozorun yetişkin olduğu ortaya çıktı. Doku analizleri, bireyin ölüm anında en az dört yaşında olduğunu gösterdi. Ancak en dikkat çekici özellik, boyutlarıydı. Bilim insanları vücut ağırlığını sadece yaklaşık 700 gram olarak hesapladı. Bu, ortalama bir tavuğun ağırlığından daha azdır.

İskeleti incelediklerinde paleontologlar, bu dinozorun vücut yapısının beklenenden farklı olduğunu fark ettiler. Arka bacaklar çok uzun ve inceydi, bu da hayvanın hızlı koştuğunu gösteriyordu. Ön uzuvlar ise uzun ve üç iyi gelişmiş parmağa sahipti. Bu yapı, diğer alvarezsauridlerde görülen “kırma-kazma” ön uzuvlarını andırmıyordu.

Bu türün dişleri de küçülmemişti. Yani karşılarında, karınca yuvalarını açmak için değiştirilmiş bir “karıncayiyen” yerine, tipik bir etoburun küçük bir versiyonu duruyordu. Araştırmacılar, bu dinozorun muhtemelen böcekler ve diğer küçük hayvanlarla beslendiğini, fakat daha çeşitli avlar da yakalamış olabileceğini belirtiyorlar.

Filogenetik analizler, Alnashetri cerropoliciensis’in evrim ağacında en ilkel konumda olduğunu gösterdi — henüz “karıncayiyen” özellikleri geliştirmemiş erken türler arasında.

Alnashetri cerropoliciensis örneklerine ait coğrafi, stratigrafik ve tafonomik bilgiler / © Peter Makovicky

Araştırmacılar, alvarezsauridlerin boyutlarına baktıklarında bir çeşit paradoksla karşılaştılar. Alnashetri cerropoliciensis’in yakın dallarında çok daha büyük etoburlar yer alıyordu. Bu da, bu dinozorların boyutlarının yavaş yavaş küçülerek evrilmediğini gösteriyordu.

Başka bir deyişle, evrim basit bir merdiven gibi işlemedi; büyük atalardan başlayıp sürekli küçülen bir çizgide ilerlemedi. Bunun yerine minyatür vücut yapısı, alvarezsauridlerin farklı hatlarında bağımsız olarak ortaya çıkmıştı — her seferinde farklı evrimsel süreçlerle.

Araştırmacılar, bu bulgular ışığında önceki hipotezi çürüttüler. Güney Amerika alvarezsauridlerinin “karıncayiyen” özellikleri taşımadıklarını ve vücut boyutlarının küçülmesinin farklı hatlarda bağımsız şekilde gerçekleştiğini belirlediler. Bu da, bu boyut küçülmesinin sadece beslenme alışkanlıklarındaki değişimden kaynaklanmadığını, başka bir – henüz tam olarak bilinmeyen – nedenle oluştuğunu gösteriyor.

Yeni bulgular ayrıca alvarezsauridlerin evrimsel ilişkilerine dair önceki görüşleri de değiştirdi. Eskiden Güney Amerika’daki tüm alvarezsauridlerin tek bir hat oluşturduğu ve Asya’daki türlerin onlardan türediği düşünülüyordu. Yeni veriler bunu reddediyor; Güney Amerika türlerinin birden fazla farklı hatta sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Biyocoğrafik analizler de ilginç bir ayrıntı ekliyor. Tüm alvarezsauridlerin ortak atalarının Pangea üzerinde yaşadığı, kıta ayrışması sonrası popülasyonların okyanuslar tarafından ayrıldığı sonucuna varıldı. Böylece bu dinozorların başka kıtalara göç ettiği değil, kıtaların ayrılmasıyla birbirlerinden ayrıldıkları sonucuna ulaşıldı.

Kaynak: Nature