Yeni bir araştırma, romantik partner seçiminde biyolojik cinsiyet kadar sosyoekonomik durumun da belirleyici bir rol oynadığını ortaya koydu. İnsanların eş seçiminde tercihlerini, içinde bulundukları sosyal ortamın ve sahip oldukları kaynakların şekillendirdiği bu araştırma, cinsiyet temelli katı kalıplara meydan okuyor. Çalışma, insanın eşleşme stratejilerinin sosyal koşullara uyum sağladığını bilimsel verilerle destekliyor.
Sao Paulo Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen araştırma, Brezilya’nın farklı sosyoekonomik gruplarındaki genç yetişkinler üzerinde gerçekleştirildi. Toplamda 1.166 katılımcıdan alınan veriler, yüksek ve düşük sosyoekonomik statüye sahip grupların romantik partner tercihlerinde nasıl farklılaştığını inceledi. Araştırmacılar, katılımcıların kendi çekicilik algıları ve eş seçim kriterleri arasındaki ilişkiyi anlamak için çeşitli deneysel koşullar uyguladı.
Araştırmanın temel bulguları oldukça ilginç. Düşük sosyoekonomik gruptakiler kendilerini fiziksel olarak daha çekici görürken, yüksek sosyoekonomik durumda olanlar sosyal becerilerinde üstünlük hissetti. Bu durum, insanların sahip oldukları kaynaklara göre hangi özellikleri önceliklendirdiğini gösteriyor. Kaynakların kısıtlı olduğu ortamlarda fiziksel çekicilik, sosyal değerin ana unsuru haline gelirken; daha avantajlı koşullarda iletişim yeteneği ve sosyal statü önem kazanıyor.
Uzun vadeli ilişki tercihleri de bu bağlamda farklılaşıyor. Ekonomik imkanları kısıtlı gruplar, uzun süreli ilişkilerde fiziksel çekiciliğe daha fazla önem verirken, daha zengin katılımcılar sosyal beceri ve statüyü tercih ediyor. Bilim insanları, istikrarsız kaynak ortamlarında fiziksel çekiciliğin sağlık ve genetik kalite göstergesi olabileceğini belirtiyor. Buna karşın, daha stabil ve avantajlı ortamlarda sosyal beceri, mevcut sosyal konumu korumak ve ilerletmek için kritik hale geliyor.
Araştırma, cinsiyetin romantik tercihlerde tamamen ortadan kalkmadığını, ancak etkisinin sosyoekonomik faktörlerle birlikte incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Kısa vadeli ilişki tercihlerinde erkekler fiziki çekiciliğe kadınlardan daha fazla önem verirken, kadınlar daha genel bir çekicilik, sosyal beceri ve statü arıyor. İlginç şekilde, düşük sosyoekonomik gruptaki hem erkek hem kadınlar, kısa vadede sosyal beceri ve statüye daha fazla değer veriyor.
Çalışmada dikkat çekici bir diğer bulgu da, fiziksel olarak çekici rakiplerin varlığına maruz kalan düşük sosyoekonomik kadınların uzun vadeli partnerlerinde sosyal statüyü daha önemli görmeye başlaması oldu. Araştırmacılar, artan fiziksel rekabet ortamında kadınların kaynak ve istikrar sunan eşlere yönelmelerinin mantıklı bir strateji olduğunu belirtiyor.
Katılımcıların özgüven seviyelerinin, karşılaştıkları rakip profiller karşısında kendilerini tehdit altında hissetmelerini engellediği görüldü. Bu durum, bireylerin yüksek benlik saygısının, sosyal rekabetin olumsuz etkilerini azaltmada önemli bir rol üstlendiğini gösterdi. Araştırmanın baş yazarı Anthonieta Looman Mafra, “Erkekler ve kadınlar, biyolojik farklılıklardan çok daha fazla ortak yönleri var. Sosyal çevre ve ekonomik durum, davranışları şekillendirmede cinsiyetten çok daha etkili olabiliyor,” dedi.
Araştırma, sosyoekonomik koşulların romantik tercihler üzerindeki rolünü daha iyi anlamak için önemli bir adım olsa da bazı sınırlamalara da sahip. Katılımcılar, rakiplerini gerçek zamanlı sosyal ortamlarda değil, fotoğraf ve yazılı profil yoluyla tanıdı. Bu durum gerçek rekabet dinamiklerini tam olarak yansıtmayabilir. Ayrıca, yüksek ve düşük sosyoekonomik katılımcıların farklı yaşam hedefleri, sonuçları etkileyebilir.
Gelecekte, araştırmacılar daha gerçekçi ortamlar kullanarak sosyal bağlam ve partner tercihlerinin ilişkisini derinlemesine incelemeyi planlıyor. Çalışmanın yazarı Mafra, “Şu anda LGBTQIA+ ruh sağlığı üzerinde çalışıyorum ancak yakında bu alandaki araştırmalarıma devam edeceğim” diyerek bilimsel perspektifini genişleteceğinin sinyalini verdi.
Bu araştırma, romantik ilişkilerde tercihlerin sadece biyolojiye değil, sosyal ve ekonomik koşullara da uyum sağladığını ortaya koyarak insan ilişkilerine dair anlayışımızı geliştiriyor.
📎 Kaynak: psypost.org



