Psikoloji

Savaşta Sivil Kayıplara Tolerans: Sol ve Sağ Arasındaki Gizli Farklar

Savaşlarda yaşanan sivil kayıplara karşı tutumlar, siyasi görüşlere göre belirgin şekilde farklılık gösteriyor. Son yapılan araştırmalar, sağ görüşlü bireylerin, sol görüşlülerden daha fazla sivil can kaybını kabul etmeye yatkın olduğunu ortaya koydu. Bu durum ise sadece gerçek savaş senaryolarında değil, tamamen hayali çatışmalarda ve taraf değiştiren rollerle denendiğinde bile değişmiyor. Araştırmanın yayımlandığı European Journal of Social Psychology, okuyucuları bu derin ideolojik ayrımın ardındaki psikolojiyi anlamaya davet ediyor.

Araştırmanın temelinde, savaş döneminde ortaya çıkan sivil kayıplara gösterilen hoşgörünün, siyasi görüşlerle nasıl şekillendiği yer alıyor. Kamuoyu bu konuda büyük etki yaratıyor; zira hükümetlerin savaş stratejileri, diplomasi ve insani yardım politikaları, halkın sivil kayıplara tahammül edebilme düzeyine bağlı kalabiliyor. Araştırmacılar, halkın bu konudaki ayrışmasının sadece özel çatışmalarla mı alakalı olduğunu, yoksa grup bazında belli psikolojik farklılıklara mı dayandığını merak etti.

Çalışmayı İsrail Bar-Ilan Üniversitesi’nden Julia Elad-Strenger liderliğinde, Haifa Üniversitesi’nden Daniel Statman ve Almanya Friedrich Schiller Üniversitesi’nden Thomas Kessler gerçekleştirdi. Araştırmacıların amacı, sağ kanat bireylerin, farklı savaş senaryolarında sol görüşlülerden daha fazla sivil kaybını kabul edip etmediklerini etik açıdan ortaya koymaktı. Bu amaçla, savaşın kendisinin haklılığı sabit tutuldu; katılımcılara sadece savaş sırasında yapılan eylemlere karşı tutumları soruldu.

Araştırmacılar, savaş kararlarının ahlaki boyutlarını anlamak için psikolojide “ahlaki temeller teorisi”ni referans aldı. Bu teori, insan ahlakının bireyleri korumaya ve adaleti sağlamaya yönelik “bireysel” temellerle, grup sadakati, otoriteye saygı ve toplumsal temizliği vurgulayan “bağlayıcı” temeller üzerine kurulu olduğunu ifade ediyor. Sağ ve sol politik görüşlerin bu temellere farklı ağırlık verdiği düşünüldü.

Çalışma, İsrail ve Amerika’dan binlerce katılımcı ile yürütüldü. Senaryolarda savunma amaçlı savaşlar anlatıldı; düşman askeri karargâhının sivil yoğunluklu bir bölgede olduğu durumlar örnek verildi. Katılımcılardan, askeri hedefe ulaşmak için kaç sivil ölümünün “ihanet edilemez” olduğunu düşünmeden, en üst sınırı belirtmeleri istendi. İsrailli katılımcılar Filistin ve İran gibi gerçek düşmanlar ile Mısır gibi stratejik müttefik senaryolarını okurken, Amerikalılar Kuzey Kore ve Irak ile ilgili senaryolarla karşılaştı. Ayrıca, tarafsızlık ve milliyetçilik etkilerini ölçmek adına tamamen hayali ülkeler ve farklı perspektifler de kullanıldı.

Sonuçlar tüm senaryolarda benzerdi: Sağ görüşlüler, sol görüşlülerden çok daha fazla sivil kaybını kabul edilebilir olarak gördü. Bu fark, gerçek düşman, stratejik ortak veya hayali düşman durumlarında değişmedi. Aynı şekilde, katılımcılar kendilerini saldıran ülkenin vatandaşı olarak mı yoksa dışarıdan izleyen tarafsız gözlemci olarak mı gördüklerine de bağlı olmadı.

Bu ayrımın nedenlerine bakıldığında, sol görüşlülerin özellikle bireysel zarar görmeyi önleme ve adalet kavramına verdiği yüksek önemin fark yarattığı görüldü. Yani “bireysel ahlak temelleri” yüksek olan katılımcılar sivil kayıp konusuna daha duyarlı ve toleransları düşük. Sağdaki bireylerde ise grup sadakati ve sosyal düzeni koruma gibi “bağlayıcı ahlak temelleri” daha güçlü olsa da, bu onların sivil ölümlere daha hoşgörülü olmasını tam olarak açıklamıyor. İdeolojik farklılık, öncelikle bireysel zarar algısından kaynaklanıyor.

Araştırma ayrıca, katılımcıların siyasi partilerinin beklentilerini takip etmek yerine, kendi kişisel ahlaki değerlerinin kararlarını belirlemede daha etkili olduğunu buldu. Hatta 2023 sonlarında yaşanan İsrail-Hamas savaşının ortasında yapılan bir denekte bile, milli dayanışmanın en yüksek olduğu anda bile bu ahlaki temelli ayrım korunuyordu.

Son deneylerde, katılımcıların kendi siyasi gruplarının sivillere yönelik kayıpları nasıl algıladığı manipüle edilmeye çalışıldı. Ancak, grup normlarına yönelik algılar değişse de bireylerin kendi sivil kayıp toleransları yerinde kaldı. Bu da gösteriyor ki, sivil kayıplara karşı gösterilen tolerans siyasi grupların normlarından çok bireysel değerlerle belirleniyor.

Araştırmacılar bu sonuçların çeşitli bağlamlarda geçerli olduğunu belirterek, çalışmalarının bazı sınırlamalarının olduğunu da ifade ediyor. Örneğin, çalışmada yer alan senaryoların bireylerin ülkeleriyle demokratik düzey farkı olan düşmanlarla ilgili olması, savaşın haklılığı algısını etkileyebilir. Ayrıca, gerçek zamanlı savaş haberlerine ya da müttefik ülkelerin neden olduğu kayıplara verilen tepkiler farklı olabilir. Kendi ülkelerine yönelik kayıplar söz konusu olduğunda ise insanların tutumları büyük ölçüde değişebilir.

Gelecekteki araştırmalarda, politika kutuplaşmasının daha az olduğu ülkelerde bu kalıpların olup olmadığı incelenecek. Ayrıca, kişilerin yaşamları boyunca bu ahlaki yargılarının nasıl değiştiğine dair uzun dönemli veriler toplanması planlanıyor. Araştırmacılar, farklı ahlaki çerçevelere maruz kalmanın savaş sırasında sivil zarar kabulünü geçici olarak nasıl değiştirebileceğini test etmeyi amaçlıyor.

Bu kapsamlı çalışma, dünya çapında savaş algısını şekillendiren ahlaki ve siyasi farklılıkları bir arada değerlendirmek adına önemli bir adım olarak görülüyor. Sivil kayıplara yönelik farklı toleransların yalnızca politik tercihler değil, derin psikolojik değerler üzerine kurulu olduğunu ortaya koyması, barış ve çatışma çözümünde yepyeni yaklaşımların kapısını aralıyor.


📎 Kaynak: psypost.org

Aylin

91 makale yayınladı.

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments