Peru’daki antik bir mezarda bulunan papağan tüyleri üzerine yapılan yeni bir DNA analizi, Amazon ormanlarından canlı olarak getirilmiş papağanların yüzyıllar önce Andes Dağları’nı aşarak kıyı bölgelerine taşındığını ortaya koydu. Bu bulgu, İnka İmparatorluğu öncesi döneme ait, yağmur ormanlarını, yüksek platoları ve çölleri kapsayan karmaşık ve uzun menzilli bir ticaret ağının varlığını gözler önüne seriyor. Araştırma, Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden (ANU) bilim insanlarının da içinde yer aldığı uluslararası bir ekip tarafından Nature Communications dergisinde yayımlandı.
Araştırmanın başyazarı Dr. George Olah, antik papağan DNA’sını inceleyerek, Amazon yağmur ormanlarından başlayan ve And Dağları’nın zorlu coğrafyasını aşan bir ticaret ve canlı hayvan taşımacılığı ağına dair güçlü kanıtlar bulduklarını söyledi. Araştırmada kullanılan antik DNA dizilemesi, izotop kimyası ve coğrafi modelleme teknikleri bir araya getirilerek bu egzotik kuşların nasıl ve nerelerden taşındığı detaylı şekilde ortaya kondu.
Araştırma, papağanların doğal yaşam alanlarının batı Andes’in zorlu koşullarının çok uzağında olduğunu gösteriyor. Dr. Olah’a göre, bu türler yalnızca tropikal ormanlarda yaşayabilen türler ve doğal menzilleri yaklaşık 150 kilometreyle sınırlı. Ancak bulunan tüyler, bu kuşların 500 kilometreden fazla mesafe kat ederek yüksek dağları aşarak Peru’nun Pasifik kıyısına getirildiğini kanıtlıyor. Doğal koşullarda bu kuşların dağları aşması mümkün değil; dolayısıyla insan müdahalesi kesin.
Genetik analizler; kıpkırmızı, mavi-sarı, kırmızı-yeşil makavlar ve Amazon türü mealy papağan gibi dört farklı Amazon papağan türünün mezardaki tüyler arasında tespit edildiğini ortaya koydu. Bu türler tipik olarak And Dağları’nın doğusundaki yağmur ormanlarında yaşar. Araştırmaya göre, bu kuşlar vahşi doğadan yakalanmış, dağ geçitlerinden geçirilerek canlı olarak kıyıya taşınmış ve yeni yaşam alanlarında tüylerini yenilemişler. Bu süreç haftalar, hatta aylar sürebilir.
Analizlerde tüylerdeki kimyasal izotoplar, papağanların et ve mısır gibi C4 bitkilerini içeren bir diyetle beslendiğini ve deniz ürünlerine dayalı bir proteini aldığını gösteriyor. Bu bulgu, kuşların taşındıktan sonra uzun süre hayatta tutulup özel olarak beslendiğinin kesin kanıtı. Yani ticaret sadece tüylere yönelik değil, canlı hayvan taşımacılığını kapsayan gelişmiş bir sistem söz konusu.
Ayrıca coğrafi modellemeler, papağanların taşınmasında hangi nehir yolları ve geçitlerin kullanıldığını belirleyerek o dönemin organize kara ve su ticaret yollarına işaret ediyor. Papağan tüylerinin sahip olduğu canlı renkler, pre-Hispanik toplumlarda kültürel ve ritüel açıdan çok değerliydi. Genellikle önemli dini törenlerde ve üst düzey defin törenlerinde kullanıldıkları için hem ekonomik hem de sembolik bir öneme sahipti.
Dr. Olah, bu keşfin pre-Inka toplumlarının izole ya da parçalanmış olduğu yönünde yaygın kabul edilen görüşlere meydan okuduğunu belirtti. Ticaretin karmaşık planlama, ekolojik bilgi ve organizasyon gerektirdiği, farklı ekosistemleri birbirine bağlayan ileri düzey bir ağın çok önceden var olduğu anlaşılıyor. Ayrıca çalışma, arkeolojik tüylerin eski DNA analiziyle incelenebileceğini kanıtlayan öncü araştırmalardan biri olma niteliği taşıyor; bu da eski ticaret yollarını organik malzemeler üzerinden takip etmeye yeni bir kapı açıyor.
Bu bulgular sadece geçmişe ışık tutmakla kalmıyor, papağanların And Dağları bölgesindeki kültürel öneminin tarih boyunca süregeldiğini ve günümüzde bu türlerin korunması için karşılaşılan zorlukların anlaşılmasını da destekliyor. Araştırmanın ilerleyen dönemlerde, tarih ve biyolojik çeşitlilik alanlarında yeni keşiflere zemin hazırlaması bekleniyor.
📎 Kaynak: phys.org



