Günümüzde komplo teorileri hızla yayılırken, insanların bu tür inançlara yönelme sebepleri üzerine yapılan araştırmalar büyük önem taşıyor. Kanada’da gerçekleştirilen iki önemli çalışma, özgürlük ihtiyacının bastırılması ve komplo teorilerine inanma arasındaki beklenmedik ilişkiyi ortaya koydu. Bilim insanları, bireylerin bastırılmış bağımsızlık anılarını tetikleyen durumlarda sahte komplo teorilerini destekleme ve yayma olasılıklarının arttığını belirledi.
Araştırmalar, bireylerin özgürlüklerine yönelik kısıtlamalarla karşılaştıklarında, bu deneyimlerin geçmişte yaşadıkları benzer özgürlük eksikliği anılarını hatırlatabileceği hipotezi üzerine kuruldu. Bu durumun, kişilerin mevcut olayları da engelleyici ve rahatsız edici olarak algılamalarına yol açtığı ve komplo teorilerini bir savunma mekanizması olarak benimseme eğilimini tetiklediği ifade edildi. Çalışmalar, COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan kısıtlamaların bu mekanizmayı ortaya koymak için uygun bir ortam sunduğunu gösterdi.
İlk çalışma, Quebec’te yaşayan 141 katılımcı ile yapıldı. Katılımcılara maske zorunluluğu bulunan bir dönemde, farklı seviyelerde kısıtlamalar içeren market alışverişi hikayeleri anlatıldı. Hikayeler katılımcıların özgürlük duygusunu çeşitli derecelerde kısıtladı. Ardından katılımcıların kişisel bastırılmış anıları ve bu anıların duygu durumu üzerindeki etkileri değerlendirildi. Bir hafta sonra uygulanan anketler ile katılımcıların COVID-19 ile ilgili komplo teorilerini benimseme düzeyi ölçüldü.
İkinci deneyde ise 213 katılımcı, subliminal hafıza tetikleme yöntemiyle özgürlük ihtiyacıyla bağlantılı bastırılmış anılar aktif hale getirildi. Katılımcılar, bu tetiklemenin ardından sahte bir COVID-19 komplo teorisi içeren sosyal medya paylaşımını okudu. Araştırma, özgürlük ihtiyacının bastırılmış anılarını bilinçaltında harekete geçiren bireylerin, bu tür komplo teorilerini daha fazla benimseyip, öfke duyarak yayma eğilimi gösterdiklerini saptadı.
Araştırmanın detayları, özgürlük ihtiyacının bastırılmasıyla komplo teorilerine olan inanç arasında güçlü bir bağ olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, kişiler temel psikolojik ihtiyaçlarının engellendiği anıları hatırlayınca, güncel olayları da bu çerçevede değerlendirmeye meyilli oluyor. Bu durum, kişilerin dış gerçekliği küçümsemeleri veya reddetmeleriyle sonuçlanabiliyor. Komplo teorileri ise, karmaşık ve belirsiz olaylara basit açıklamalar getirdiği için özellikle çekici hale geliyor.
Bu bulgular, günümüzde toplumda hızla yayılan ve bireyler arası güvensizliği derinleştiren komplo inançlarının psikolojik kökenlerine ışık tutuyor. Özgürlük ihtiyacının bastırılması, sadece bireysel travmaların ötesinde toplumsal olayları da yorumlama biçimimizi şekillendiriyor. Dolayısıyla, bireylerin kendini ifade etme ve kontrol etme hislerinin engellendiği ortamlarda, yanlış bilgi ve komplo teorilerinin yayılımı artıyor.
Araştırmada kullanılan psikolojik terimler, konuyu daha anlaşılır kılmak için açıklandı. Örneğin, “psikolojik tepki” (reactance), bireylerin özgürlüklerinin kısıtlandığını hissettiklerinde ortaya çıkan direnç olarak tanımlanıyor. “Subliminal priming” ise, farkında olmadan hafızada belirli anıların veya düşüncelerin aktif edilmesi anlamına geliyor. Bu mekanizmalar, bireylerin bilinçaltında nasıl etkilenebileceğini ve bu etkilerin davranışa nasıl yansıdığını gösteriyor.
İleriye dönük olarak, bu çalışmalar komplo teorileriyle mücadelede yeni yöntemlerin geliştirilmesine kapı aralayabilir. Özellikle özgürlük ve otonomi duygusunu destekleyen sosyal ve psikolojik müdahaleler, bireylerin yanlış bilgilere daha az kapılmasını sağlayabilir. Ayrıca, dijital medya ortamında sosyal grupların etkisi ve iletişim stratejileri de bu bağlamda gözden geçirilmelidir. Bilim insanları, bu bulguların yalnızca COVID-19 özelinde değil, daha geniş komplo teorisi spektrumunda geçerli olabileceğini düşünüyor.
Sonuç olarak, bireylerin özgürlük ihtiyaçlarının nasıl ve neden bastırıldığı, komplo teorilerinin yayılımını anlamak için kritik bir anahtar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yeni psikolojik perspektif, hem bilim dünyasında hem de toplumda komplo inançlarıyla başa çıkma yollarını yeniden şekillendirebilir.
📎 Kaynak: psypost.org



