Toplumsal statüsünü yüksek gören bireylerin siyasi süreçlere daha aktif katıldığı biliniyor. Ancak son araştırmalar, bu katılımın özellikle materyalist bireylerde, kişisel refahın toplumsal adalet algısıyla ne denli uyumlu olduğuna bağlı olduğunu ortaya koydu. Çinli akademisyenlerin yürüttüğü ve PLOS One dergisinde yayımlanan çalışma, kişinin kendini sosyal hiyerarşide nerede konumlandırdığı ve maddi değerlere verdiği önem ile siyasi katılım arasındaki psikolojik köprüleri inceledi.
Araştırmanın temel amacı, bireylerin öznel sosyoekonomik statülerinin siyasi katılımlarına nasıl yansıdığını derinlemesine anlamaktı. Objektif gelir düzeyi veya eğitim seviyesi gibi geleneksel göstergelerin ötesinde, katılımcıların kendi sosyal çevreleri içinde kendilerini nasıl değerlendirdikleri, siyasi katılım motivasyonlarını belirlemede kritik bir rol oynadı. Bu noktada, öznel sosyal statü ile siyasi aktivite arasında karmaşık ve karşıt sonuçlar ortaya çıkabilmekteydi; bazı çalışmalar ekonomik olarak geri kalmış bireylerin protestolara yöneldiğini gösterirken, diğerleri ise zengin bireylerin oy kullanma ve politika savunuculuğunda daha aktif olduğunu ileri sürüyordu.
Araştırmanın öncüsü Zhirui Zhao ve ekibi, öznel sosyal statünün siyasi katılımla olan ilişkisini açıklarken, bu ilişkideki psikolojik aracı rolü incelemek için yoğunlaştı. Çalışmada, maddi değerlere verilen önem ve toplumdaki adalet algısı, bu sürecin kritik bileşenleri olarak ele alındı. Araştırmacılar, 1.306 Çinli üniversite öğrencisi üzerinde anket uyguladı; öğrenciler, kendilerini zenginlik ve eğitim açısından temsil eden bir merdivende hangi basamağa ait hissettiklerini belirtti. Ayrıca siyasi katılım düzeyleri, toplumdaki adalet algıları ve materyalist eğilimleri ölçen sorulara yanıt verdiler.
Elde edilen sonuçlar, öznel sosyoekonomik statü ile siyasi katılım arasında pozitif bir bağlantı olduğunu ortaya koydu. Kendini sosyal hiyerarşide üst sıralarda gören bireyler, kamu işleriyle ilgilenme konusunda daha aktifti. Bununla birlikte, bu ilişki doğrudan değil, algılanan adalet anlayışı üzerinden dolaylı olarak gerçekleşiyordu. Toplumun adil ve dengeli işlediğine inanan bireyler, mevcut sosyal düzeni destekleyen siyasi davranışlarda bulunma eğilimindeydi. Bu noktada materyalizm, ilişkiyi şekillendiren önemli bir faktördü; materyalist olmayan katılımcılar ile materyalist olanlar arasında sosyal statü ve adalet algısı arasındaki bağ belirgin şekilde farklıydı.
Materyalistler, maddiyatın mutluluk ve başarı için temel olduğunu düşündüklerinde, kişisel ekonomik durumları toplumun genel adalet algısını doğrudan etkiliyordu. İyi durumda hissettiklerinde toplumu adil görürken, ekonomik zorluklar yaşadıklarında ise toplumu adaletsiz ve kusurlu algılıyorlardı. Bu durum, maddi arzuları karşılanmayan bireylerin, sosyal sistemden uzaklaşmasına ve siyasi katılımdan çekilmesine yol açabiliyordu. Araştırma, materyalizmin üç farklı bileşenini analiz etti: materyal merkeziyet, materyal mutluluk ve materyal başarı. Materyal merkeziyet ve materyal mutluluk, bireylerin sisteme olan inançlarını ve siyasi etkinliklerini önemli ölçüde etkilerken; materyal başarı ise bu ilişkide daha az belirleyici rol oynadı.
Araştırmanın sınırlamaları göz önünde bulundurulduğunda, verilerin tamamıyla katılımcıların kendi beyanlarına dayandığı ve sadece tek bir zaman diliminde toplandığı anketlerin neden-sonuç ilişkisi kurmada yetersiz kalabileceği belirtildi. Ayrıca, katılımcıların Çin’deki üniversite öğrencileri olması, kültürel ve sosyo-politik bağlam nedeniyle bulguların evrensel geçerliliğini sınırlandırıyor. Çin’in kolektivist ve istikrarı vurgulayan toplumsal yapısında siyasi katılım, bireysel ülkelerden farklı dinamiklere sahip olabilir. Batı ülkelerinde ise ekonomik dezavantaj yaşayan bireylerin genellikle daha meydan okuyucu ve protestoya dönük siyasi davranışlar sergilediği biliniyor.
Gelecekte yapılacak çalışmaların, farklı kültürel ortamlarda ve uzun vadeli izlemelerle desteklenmesi planlanıyor. Seçim kayıtları, topluluk toplantılarına katılım ve aktif siyasi hareketlerin yıllar boyunca izlenmesiyle, materyalizm ve ekonomik kaygıların siyasi katılım üzerindeki uzun vadeli etkilerinin daha iyi anlaşılması hedefleniyor. Bu sayede, ekonomik güvencesizlik sebebiyle siyasetten kopan bireylerin yeniden toplumsal süreçlere nasıl kazandırılabileceği konusunda somut stratejiler geliştirilebilecek.
📎 Kaynak: psypost.org



