Yeni bir araştırma, manipülatif kişilik özelliklerine sahip bireylerin, romantik ilişkilerinde daha az duygusal yakınlık beklentisi taşıdığını ortaya koydu. Özellikle yaşça büyük kadınlarda bu ilişkinin daha güçlü ve olumsuz olduğu belirlendi. Ancak bilim insanları, aşk ve bağlılık algılarının, olumsuz kişilik özelliklerinden çok daha etkili biçimde duygusal bağların şekillenmesinde rol oynadığını söylüyor.
Derin bir duygusal bağın geliştirilmesi, psikolojik sağlık için temel kabul ediliyor. Destekleyici ve güvene dayalı bir ilişki, yaşamın getirdiği streslere karşı psikolojik bir kalkan görevi görebiliyor. Ancak kişiler bu bağları kurmakta zorlandığında, yalnızlık ve duygusal sıkıntı artıyor. İşte tam da bu noktada, birbiriyle çelişen kişilik tiplerinin ilişkiler üzerindeki etkisi mercek altına alındı.
Psikoloji literatüründe “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan karanlık kişilik profilleri; narsisizm, psikopati ve makyavelizmden oluşuyor. Narsisizm, kendini büyük görme ve hayranlık arzusu; psikopati ise vicdan azlığı ve duygusal soğuklukla karakterize edilirken, makyavelizm başkalarını manipüle etmeye dayalı stratejik ve şüpheci bir dünya görüşü anlamına geliyor. Bu özelliklere sahip bireylerin ilişkilerinde genellikle sadakatsizlik, düşük bağlılık ve romantizmi bir oyun olarak görme eğilimi gözlemleniyor.
Fakat bu kişilik özelliklerine sahip bireylerin partnerlerinden ne tür duygusal beklentilere sahip olduğu konusunda önceki çalışmalar sınırlı kalmıştı. Araştırmada, duygusal yakınlık beklentileri, karşılıklı duygu paylaşımı, derin güven ve ortak anlayış beklentisi olarak tanımlandı. Yüksek yakınlık beklentisi olanlar, iç dünyalarının partnerleri tarafından onaylanmasını isterken, düşük beklentiye sahip olanlar duygularını gizlemeyi tercih ediyor.
Bağlanma stilleri, insanların duygusal yakınlık konusundaki beklentilerini şekillendiren önemli bir psikolojik çerçeve olarak karşımıza çıkıyor. Bu teori, bebeklerin bakıcılarıyla kurduğu bağları açıklamak için geliştirilmiş; zamanla yetişkinlerin ilişkilerine uyarlanmış. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler yakınlığa oldukça açıktır ve sevgi doludur. Anksiyöz (kaygılı) ve kaçınan bağlanma stilleri ise derin bağ kurmayı engelleyen psikolojik engeller yaratıyor.
Bu bağlanma stillerine göre, kaçınan kişiler savunma mekanizması olarak duygusal mesafeyi kullanırken, anksiyöz bireyler reddedilme korkusuyla daha hassas davranıyor. Ayrıca, aşk ve bağlılık konusundaki idealize edilmiş romantik inançlar da yakınlık beklentisini etkiliyor. “Gerçek aşk” ya da “ruh eşine inanma” gibi kavramlar, bireylerin ilişkilerde ne kadar derin bir bağ aradığını şekillendiriyor.
Hırvatistan’daki Josip Juraj Strossmayer Üniversitesi’nden Silvija Ručević ve Josipa Antunović, 18-74 yaş arasında romantik ilişki içinde olan 900 yetişkini bu açıdan inceledi. Katılımcıların karanlık kişilik özellikleri, bağlanma stilleri ve romantik beklentileri detaylı anketlerle ölçüldü. Araştırmanın amacı, bu değişkenler arasında hangi faktörlerin duygusal yakınlık beklentilerini daha fazla etkilediğini ortaya koymaktı.
Veriler hiyerarşik regresyon analizleriyle değerlendirildi. Bu yöntemle yaş ve cinsiyet etkisi öncelikle kontrol edildi, ardından kişilik özellikleri ve romantik inançlar modele eklendi. Sonuçlar, genel olarak ilişki alışkanlıklarının yakınlık beklentisini en çok belirleyen faktör olduğunu gösterdi. Kaçınan bağlanma tipi, duygusal yakınlıktan kaçınma eğilimini güçlü biçimde öngörürken, idealize romantik inançlar yüksek yakınlık beklentisiyle ilişkili bulundu.
Karanlık Üçlü özelliklerinden ise makyavelizm, düşük yakınlık beklentilerinin en güçlü kişiliksel göstergesi olarak öne çıktı. Sosyal etkileşimleri stratejik oyun olarak gören bireylerin, ilişkide karşılıklı güven ve paylaşım umudu daha az oluyor. Narsisizm ise, makyavelizm etkileri çıkarıldığında, zayıf ama pozitif bir yakınlık beklentisi ile ilişkilendirildi. Bu durum, narsistik kişiliklerin onaylanma ihtiyacıyla duygusal bağ kurma isteğini yansıtıyor olabilir. Psikopati ise, diğer kişilik özellikleri kontrol edildiğinde yakınlık beklentileri üzerinde anlamlı bir etkide bulunmadı.
Demografik modere edici analizler, özellikle makyavelizmin olumsuz etkisinin yaşça büyük kadınlarda çok daha belirgin olduğunu gösterdi. Bu grup, çalışmadaki tüm demografik kategoriler arasında en düşük duygusal yakınlık beklentisine sahipti. Araştırmacılar, bu kadınların zamanla daha pragmatik ve duygusal olarak mesafeli ilişki anlayışları geliştirdiğini öne sürüyorlar. Narsisizm ve psikopati ise yaş ve cinsiyet açısından farklılık göstermedi.
Çalışma, veri toplamada yalnızca öz bildirim anketlerinin kullanılması ve kesitsel tasarımın neden olduğu sınırlamalara dikkat çekiyor. Katılımcıların verdikleri yanıtların tamamen doğru olmayabileceği ve nedensellik ilişkisinin kurulamayacağını belirtiyor. Ayrıca, genelde topluluk örnekleminin sosyal açıdan çatışmacı kişiliklerde düşük puanlar verdiği ve bulguların matematiksel olarak mütevazı kaldığı ifade edildi.
Duygusal yakınlık beklentilerinin nedenlerini anlamak, psikolojik danışmanlık ve ilişki terapileri için büyük önem taşıyor. Terapistler, ilişkileri sadece stratejik ittifaklar olarak gören bireylerin dünyasını kavramadan davranış değişikliği yaratamaz. Bu nedenle, kişilik özelliklerine ve bağlanma stillerine yönelik farkındalığı artırmak terapötik süreci hızlandırabilir.
Gelecekteki araştırmaların, kültürel faktörlerin ve çiftler arası dinamiklerin duygusal yakınlık algılarını nasıl etkilediğine ışık tutması bekleniyor. Bu tür çalışmalar, bireylerin neden sağlıklı bağlar kurmakta zorlandığını daha detaylı açıklayarak, ilişkilerdeki kırılganlıkların önüne geçilmesine katkı sağlayabilir.
📎 Kaynak: psypost.org



