Binlerce yıl öncesinin sessiz izleri, teknoloji sayesinde gün yüzüne çıkmaya hazırlanıyor. Singapur’un tarihine ışık tutan ve gizemiyle yüzyıllardır çözülemeyen Singapur Taşı üzerindeki yazıtları dijital filoloji ve epigrafi teknikleriyle inceleyen Türk bilim insanlarının geliştirdiği “Read-y Grammarian” adlı yazılım, kayıp metinleri yeniden inşa etme konusunda önemli bir adım attı. Bu yazılım, tarih boyunca parçalanmış ve okunması imkansız hale gelmiş eski metinlerin sırrını çözmek adına geliştirilmiş yeni bir teknoloji olarak bilim dünyasında heyecan yaratıyor.
Araştırma ekibi yıllar süren çalışmalarıyla karmaşık ve eksik halde bulunan Singapur Taşı yazıtını analiz etmek için özel bir algoritma geliştirdi. Yazılım, dijital filoloji ve epigrafi yöntemlerini kullanarak yazıtların üzerindeki harfleri tanımlıyor, aralarındaki boşlukları belirliyor ve metnin kayıp kısımlarını matematiksel ve istatistiksel hesaplamalarla tahmin ediyor. Bu sayede, neredeyse tamamen yok olmuş yazıtın özgün hali adım adım yeniden oluşturuluyor. Özel ayarlamalar sayesinde sistem, sadece Singapur Taşı değil, farklı dillerde ve metin türlerinde de kullanılarak tarih öncesi belgelerin yeniden canlandırılmasını mümkün kılıyor.
Singapur Taşı, 10. ve 14. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilen, ancak üzerinde yer alan yazı sistemi henüz çözülememiş bir anıt olmasıyla biliniyor. İngilizlerin 1819 yılında Singapur Nehri ağzında keşfettiği bu taş, 1843 yılında yıkılmış ve sadece birkaç küçük parça günümüze ulaşabilmişti. Taş üzerindeki yaklaşık 50 satırlık yazıtın büyük bölümü kayıp ve elimizde yalnızca sınırlı sayıda çizim ve kopya bulunuyor. Yazı karakterleri, bölgedeki bilinen Kavi yazısına benzerlik gösterse de tamamen bilinmeyen ve dünyada başka bir örneği bulunmayan eşsiz bir yazı sistemi olması, çözümün neden bu kadar zor olduğunu açıklıyor.
“Read-y Grammarian” algoritması, yazıt üzerindeki her bir karaktere benzersiz bir kod atıyor. Bu kodlama sayesinde metindeki harflerin konumları takip edilirken, eksik alanlarda hangi sembollerin bulunabileceği tahmin ediliyor. Ayrıca algoritma, dilbilimsel kurallar ve sözcük yapıları gibi dilin temel özelliklerini göz önünde bulundurarak, metnin çeşitli dil ailelerine uyarlanabilirliğini sağlıyor. Bu özellik sayesinde araştırmacılar, yazının hangi dile ait olabileceği konusunda farklı ihtimalleri değerlendirebiliyor, olası kelimeleri ortaya çıkarabiliyor.
Bu türden bir teknolojik gelişme, tarih ve dil bilimindeki büyük eksiklikleri kapatma potansiyeline sahip. Singapur Taşı örneğinde olduğu gibi parçalanmış ve okunamayan metinlerin bütününü yeniden oluşturmak, geçmiş uygarlıkların dilini, kültürünü ve düşünce dünyasını anlamak için kritik bir adım. Yazılımın sağladığı veriler sayesinde, yalnızca bu taş değil; papirus parçaları, el yazmaları veya diğer arkeolojik buluntularda da kaybolan bilgiler tekrardan değerlendirilebilecek.
Araştırma ekibinin ulaştığı önemli bir aşama, kayıp metinlerin çeşitli versiyonlarını başarıyla pek çok farklı dil yapısı altında yeniden yazabilmeleridir. Ancak yazıtın tamamının okunabilir hale gelmesi ve dilinin kesin olarak tanımlanması henüz zaman alacak. Bu nedenle, yazılımda yapılacak geliştirmeler ve daha hızlı analiz imkanları üzerine çalışmalar sürüyor. Gelecekte daha karmaşık modellerin devreye girmesiyle, yazıt üzerindeki ses ve harf sistemleri daha detaylı incelenerek çözüm süreci hızlandırılacak.
Bu yenilikçi yaklaşım hem tarih hem de dil bilimi açısından devrim niteliğinde. Çünkü Somut olmayan kültürel mirasın dijital tekniklerle yeniden inşa edilmesi, sadece bilgi kaybını önlemekle kalmayacak; aynı zamanda insanlık tarihini daha kapsamlı ve derinlemesine kavramamıza yardımcı olacak. “Read-y Grammarian” gibi araçlar sayesinde, kayıp metinlerin sır perdesi aralanacak ve tarihin bilinmeyen sayfaları tekrar gün ışığına çıkacak.
📎 Kaynak: phys.org



