Doğa tahribatını azaltmak ve ekosistemleri yenilemek için geliştirilen yeni finansal modeller, çevreci projelerin geleceğini şekillendiriyor. Cambridge Üniversitesi öncülüğünde yapılan son araştırma, doğa yenileme alanında kullanılan gönüllü biyoçeşitlilik kredilerinin potansiyelini ve sınırlarını ortaya koydu. Ancak, tek başına yeterli olmayan bu kredi sistemi, diğer çevresel finansman yöntemleriyle birleştiğinde daha etkili olabileceği sonucuna varıldı.
Araştırma ekibi, İngiltere’nin iki farklı çiftlik alanında kapsamlı bir biyoçeşitlilik incelemesi gerçekleştirdi. Bir tarafda yoğun tarıma devam eden Boothby çiftliği, diğer yanda ise son 20 yılda doğaya geri bırakılarak yeniden ekosistem kazandırılan Knepp mülkü yer aldı. Bu iki alanın karşılaştırılması, doğanın kendi kendini iyileştirme kapasitesi ve ekonomik değerleri hakkında önemli ipuçları sundu.
Çalışmada DNA metabarkoding tekniğiyle çeşitli böcek, solucan, örümcek ve mantar türlerinin tespiti yapıldı. Sonuçlar, Knepp alanının Boothby çiftliğine göre yaklaşık iki kat daha zengin biyoçeşitliliğe sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca Knepp’te tozlayıcı sayısında yüzde 33 artış ve faydalı mantar türlerinde yüzde 25 iyileşme belirlendi. Bu veriler, Boothby’nun 30 yıl içinde yeniden doğaya bırakılması durumunda yüzde 69 ile 92 arasında bir biyoçeşitlilik artışı yaşanabileceğini ortaya koydu.
İngiltere’de geliştirilmekte olan gönüllü biyoçeşitlilik kredi piyasası, restorasyon projelerine finansman sağlama amacı taşıyor. Bu sistemde yatırımcılar, doğadaki kayıplarını dengelemek için kredi satın alıyor ve bir nevi doğayı “kurtaracak” projelere para aktararak tazminat ödüyor. Ancak araştırma, bu kredilerin finansal karşılığının, doğa yenileme projelerinin maliyetlerinin çok altında kaldığını ortaya koyuyor. Örneğin, Boothby’nun biyoçeşitlilik değerindeki artış yaklaşık 1,5 milyon sterlin tutarında kredi değeri yaratabilirken, projenin toplam maliyeti bu rakamın yaklaşık 15 katı.
Bu fark, gönüllü biyoçeşitlilik kredilerinin tek başına ekosistem iyileştirmesi için yeterli olmadığını gösteriyor. Ancak karbon kredileri gibi diğer çevresel finansman metotlarıyla entegre edildiğinde, doğa restorasyonu için önemli bir kaynak olma potansiyeline işaret ediyor. Gönüllü sistemin esnekliği, rewilding yani doğaya geri bırakma projelerinin çeşitliliğine ve farklı habitat ihtiyaçlarına daha uyumlu yaklaşım sunması açısından da avantaj sağlıyor.
Biyoçeşitlilik kredileri, belirli habitatların oluşturulmasını zorunlu kılan resmi düzenlemelerin aksine, sadece biyoçeşitlilik değerinde genel bir artış talep ediyor. Böylece farklı büyüklükteki ve türde projeler, kendi koşullarına göre finansman bulabiliyor. Projenin baş yazarı Dr. Cicely Marshall, kredi değerlerinin doğru hesaplanabilmesi için bir alanın biyoçeşitlilik kazancının gerçekçi şekilde tahmin edilmesinin şart olduğunu vurguluyor.
İngiltere, yoğun tarım faaliyetlerinin doğal yaşam alanlarını önemli ölçüde daralttığı bir ülke olarak rewilding projelerine büyük önem veriyor. Doğanın kendini yenilemesi, ekosistemlerin işlevselliğini artırarak tarım çevresinde sürdürülebilirliği de destekliyor. Araştırmanın ortaya koyduğu bu finansal model ve ekolojik veriler, doğa koruma politikalarının geleceğinde dikkate alınacak somut veriler sunuyor.
Gönüllü biyoçeşitlilik kredilerinin küresel çapta yaygınlaşması, doğa yenileme projelerine yeni kaynaklar açabilir. Ancak büyük ölçekli başarının anahtarı, bu kredilerin karbon kredileri ve devlet destekli programlarla birlikte kullanılması olacak. Çalışmanın gelecekte doğa koruma yatırımlarını nasıl şekillendireceği ve uygulamaların kapsamının nasıl genişleyeceği ise merak konusu olmaya devam ediyor.
📎 Kaynak: phys.org



