Son yıllarda dünya genelinde artan toplu saldırılar, özellikle “involuntary celibates” yani gönülsüz bekârlar olarak tanımlanan erkekler tarafından gerçekleştirilen şiddet olayları üzerine önemli araştırmalar yapılıyor. Salem State Üniversitesi’nden sosyal hizmetler profesörü Christopher J. Collins liderliğindeki araştırma ekibi, bu olguyu irdeleyerek, bu tür trajedilerin öncesindeki karmaşık süreçleri ortaya koydu. Bu çalışma, özellikle sosyal izolasyon, ruh sağlığı sorunları ve sistematik müdahale eksikliklerinin nasıl bir araya gelerek yıkıcı sonuçlar doğurduğuna ışık tutuyor.
İncel grubu, internet üzerindeki bir alt kültür olarak tanımlanıyor. Genellikle romantik veya cinsel ilişki kuramayan erkeklerin oluşturduğu bu topluluk, “manosfer” olarak bilinen geniş erkek egemenliği ve kadın düşmanlığı temasına sahip dijital alanın içinde yer alıyor. İncel forumları, üye erkeklerin sosyal hayatta başarısız oldukları algısını besleyen ve kadınları suçlayan bir ortam olarak dikkat çekiyor. Ancak bu tür çevrelerde bulunan erkeklerin tamamı şiddete başvurmazken, küçük bir azınlık bu ayrışma ve öfkeyi aşırı uçlara taşıyabiliyor.
Collins ve ekibi, 2014’ten itibaren ABD’deki dört kritik olay üzerinden bu süreci adım adım inceledi. Isla Vista, Umpqua Community College, Aztec Lisesi ve Tallahassee’deki yoga stüdyosu saldırıları, incel şiddeti açısından dönüm noktası sayılıyor. Araştırmacılar, polis raporları, otopsi sonuçları ve failin kişisel ifadeleri gibi geniş bir belge yelpazesinden hareketle, her saldırının arka planını detaylı şekilde analiz etti. Bu yöntemle, hem uzun vadeli risk faktörleri hem de saldırı öncesindeki sistemsel aksaklıklar belirlendi.
Araştırma, saldırganların pek çoğunun derin sosyal izolasyon yaşadığını ve yıllarca devam eden psikolojik sorunlarla mücadele ettiğini ortaya koydu. Bu kişiler, gerçek hayattaki toplumsal ilişkiler yerine online ekstremist platformlarda takviye edilen ve kadın düşmanlığı içeren fikirlerle kendilerini yeniden şekillendirdi. Narcisizm ve öfke, bu bireylerin dünyayı algılama biçimini belirleyen temel unsurlar olarak öne çıktı. Üçünde can sıkıcı zorbalık geçmişi ve intihar düşüncesi de kayıtlara geçti. Ruh sağlığı ilaçları reçete edilmesine rağmen, bu tedavilerin düzenli kullanılmadığı tespit edildi.
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri ise, yakın çevrenin ve yetkililerin tehlike sinyallerini görmezden gelmesi oldu. Aile üyeleri ve arkadaşları, saldırganların rahatsız edici tavırlarına tanık olsa da uzman müdahalesini sağlayamadı. Polislerin, tehdit ve takiple ilgili uyarıları yeterince ciddiye almaması sistemin zaaflarını ortaya koydu. Bu durum, saldırganların harekete geçmeden önce karşılaşabilecekleri engelleri ortadan kaldırdı. Ayrıca saldırganların silahlara kolay erişimi, kitlesel şiddetin gerçekleşmesinde son tetikleyici unsur oldu. Olayların yaşandığı eyaletlerde o dönemde “aşırı risk koruma emirleri” uygulanmıyordu; bu boşluk, trajedilere zemin hazırladı.
Bu çalışma, sanıldığı gibi şiddetin önceden kesin tahminlerinin mümkün olmadığını, ancak belirli sosyal ve psikolojik risk faktörlerinin birleşimiyle bazı bireylerin tehlikeli hale geldiğini göstermesi bakımından önemli. İncel olgusu özellikle ABD’nin özgür silah politikası ve sosyo-kültürel dinamikleriyle şekilleniyor. Collins ve arkadaşları, aynı zamanda araştırmanın kısıtlı sayıda vaka üzerinde yapılması nedeniyle bulguların evrensel olarak genellenemeyeceğini belirtti. Bu nedenle benzer vakaların diğer ülkelerde, örneğin Kanada ve İngiltere’de, daha kapsamlı incelemelerle karşılaştırılması öneriliyor.
Sonuç olarak bu çalışma, internet üzerinden yaygınlaşan ve kimi zaman gerçek hayatta yıkıcı sonuçlar doğuran nefret kültürünün anlaşılması ve önlenmesinde önemli bir adım teşkil ediyor. Sosyal izolasyon, ruh sağlığı problemleri ve yetersiz önleyici müdahalelerin birlikte ele alınması, benzer trajedilerin önüne geçilmesinde kilit rol oynayabilir. Gelecekte yapılacak araştırmalar, hem dijital ortamların psikolojik etkisini hem de sosyal hizmet ve kolluk kuvvetlerinin erken müdahale stratejilerini geliştirmeye odaklanacak. Bu sayede toplumsal şiddetin önlenmesinde daha etkili politikalar oluşturulabilir.
📎 Kaynak: psypost.org



