Son yıllarda diyabet ve obezite tedavisinde devrim yaratan GLP-1 ilaçlarının, bağımlılık üzerinde de etkili olabileceği ortaya çıktı. Washington Üniversitesi araştırmacıları, bu ilaçların sadece kan şekeri ve kiloya değil, aynı zamanda madde kullanım bozukluklarına karşı da koruyucu olabileceğini gösterdi. Bu bulgu, bağımlılıkla mücadelede yepyeni bir umut ışığı olarak değerlendiriliyor.
Araştırma, GLP-1 ilaçlarının alkol, nikotin, esrar, kokain, opioid ve diğer maddelerden kaynaklanan bağımlılık riskini düşürdüğünü ortaya koydu. ABD’de 600 binden fazla emekli askerin sağlık kayıtları incelenerek yapılan çalışma, hem yeni bağımlılık gelişimini engellemede hem de halihazırda bağımlılığı olanlarda zarar kontrolünde önemli faydalar sağladığını gösteriyor. Bulgular The BMJ dergisinde yayımlandı.
GLP-1 reseptör agonistleri, ilk olarak tip 2 diyabet tedavisi için geliştirildi ancak kilo kaybındaki etkileri sayesinde popülerliği hızla arttı. Klinik gözlemler, bu ilaçları kullanan bazı hastaların alkol ve sigaraya olan ilgisinin azaldığını bildirdi. Önceki çalışmalar da GLP-1 ilaçlarının alkol ve esrar kullanım bozukluklarına, opioid aşırı dozlarına ve alkol kaynaklı hastaneye yatışlara karşı koruma sağladığını bulmuştu. Ancak daha önceki araştırmalar çoğunlukla tek bir maddeye odaklanıyordu; bu yeni çalışma ise etkilerin tüm bağımlılık türlerine yayılıp yayılmadığını inceliyor.
Araştırmada, 606.434 ABD’li emekli asker iki gruba ayrıldı: Bağımlılık bozukluğu olmayanlar ve önceden tanısı konmuş olanlar. Katılımcıların sağlık kayıtları, GLP-1 reseptör agonistleri (genellikle semaglutid, liraglutid veya dulaglutid) ve diğer diyabet ilaçlarıyla (SGLT2 inhibitörleri) kullananlar arasında üç yıl boyunca karşılaştırıldı. Bağımlılık başlangıcı olmayan grupta, GLP-1 kullananlarda herhangi bir madde kullanım bozukluğu gelişme riski %14 azaldı. Öne çıkan düşüş oranları arasında alkol (%18), esrar (%14), kokain (%20), nikotin (%20) ve opioidler (%25) yer aldı. Bu, bin GLP-1 kullanıcısında yaklaşık yedi yeni bağımlılık tanısının önlendiği anlamına geliyor.
Bağımlılığı olan grup incelendiğinde ise GLP-1 ilaçlarının acil durum ziyaretlerini %30, hastaneye yatışları %25, aşırı doz vakalarını %40 ve maddeye bağlı ölümleri %50 azalttığı belirlendi. Bu rakamlar, bin bağımlı GLP-1 kullanıcısında 12 ciddi olayın önüne geçilebildiğini gösteriyor. Araştırmanın kıdemli yazarı Dr. Ziyad Al-Aly, GLP-1 ilaçlarının bağımlılığın sadece spesifik maddelerine değil, genel olarak “arzu” ve “istek” hissine müdahale ettiğini, böylece bütün maddelere karşı etkili olduğunu vurguladı. Yani ilaç, bağımlılığı tetikleyen ortak biyolojik mekanizmayı hedef alıyor.
Bu ortak mekanizma, beynin ödül ve haz merkeziyle ilişkili GLP-1 reseptörlerinin varlığıyla destekleniyor. İlaçların, bağımlılığa yol açan “çekim gücünü” zayıflatarak maddeye olan isteği azalttığı düşünülüyor. Özellikle metamfetamin gibi halen etkili tedavisi bulunmayan bağımlılıklar için bu yaklaşım büyük önem taşıyor. Al-Aly, diyabet veya obezite tedavisi gören hastalar için GLP-1 ilaçlarının aynı zamanda bağımlılık riskini veya etkilerini azaltan çift yönlü fayda sunabileceğini belirtti.
Milyonlarca Amerikalının kullandığı GLP-1 ilaçlarına ilişkin bu bulgular, bağımlılık tedavisinde yeni bir dönem başlatabilir. Araştırmacılar, önümüzdeki dönemde bu ilacı bağımlılık tedavisi amacıyla test eden klinik çalışmalar yapılması gerektiğini söylüyor. Böylece, aşırı doz ve maddeye bağlı ölümler gibi en ciddi sonuçların önlenmesi hedefleniyor. Dr. Al-Aly, GLP-1 ilaçlarının hastaların “yemekle ilgili takıntısını” azalttığını; şimdi ise bu etkinin bağımlılıkta yaşanan “madde arzusunu” da susturabileceğini ifade ediyor. Bu da, bağımlılıkla mücadelede maddeden bağımsız, biyolojik temelli yeni bir yolun kapılarını aralıyor.
Araştırma, ABD Gaziler İşleri Bakanlığı tarafından desteklendi ancak sonuçların bakanlığın resmi görüşü olmadığını açıklayan bilim insanları, daha fazla çalışma ile bu umut verici bulguların doğrulanmasını bekliyor. Eğer bu ilaçlar bağımlılık tedavisinde yaygın olarak kullanılmaya başlarsa, sağlık sisteminde hem bireylerin yaşam kalitesinde hem de toplum sağlığında önemli gelişmeler yaşanabilir.
📎 Kaynak: sciencedaily.com



