Dünya genelinde genç yetişkinler arasında giderek artan “hikikomori” yani aşırı sosyal geri çekilme, bilim insanlarının dikkatini çekiyor. Japonya kökenli bu kavram, bireylerin uzun süreli sosyal hayattan uzak kalması durumunu anlatıyor. Son araştırmalar, gençlerin ruhsal dayanıklılığının, depresif belirtilerin kronik izolasyona dönüşmesini önleyen önemli bir koruyucu kalkan olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, gençlerin topluma bağlanmaya devam etmelerinde kritik bir rol oynuyor.
“Extreme social withdrawal” olarak adlandırılan bu davranış biçimi, Japonya’da 1990’larda tanımlanmış ve başlangıçta o kültüre özgü olduğu düşünülmüştü. Ancak yapılan küresel araştırmalar, dünya nüfusunun yaklaşık %8’inin benzer bir durumu yaşayabileceğini gösteriyor. Böylece, gençlerde sosyal izolasyon problemi sadece belirli bir coğrafyaya değil, evrensel bir sorun haline geldi. Bu sorunun temelinde, modern toplumların yapısal değişiklikleri yatıyor. Değişen ekonomik koşullar, rekabetçi eğitim sistemleri ve dijital iletişimin yaygınlaşması, gençlerin yüz yüze sosyal ilişkilerden uzaklaşmasına zemin hazırlıyor.
Araştırma, özellikle 18-34 yaş arasındaki genç yetişkinlerin yaşadığı psikososyal zorlukları inceliyor. Bu dönemin, kimlik gelişimi ve yaşam rolleri açısından kırılma noktası olduğu biliniyor. Gençler, hem toplumsal hem de kişisel beklentileri karşılayamadıklarında, derin hayal kırıklıklarına maruz kalıyor. Bu durum, sosyal hayattan çekilmenin tetikleyicisi haline geliyor. Depresyon, bu sürecin merkezinde yer alan en yaygın sorunlardan biri. Depresif ruh hali, bireylerin sosyal etkileşim motivasyonunu azaltırken, izolasyonun uzun sürmesi de bu duyguları derinleştiriyor. Böylece çıkılması güç bir kısır döngü başlıyor.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’dan Prof. Dr. Taner Artan ve ekibi, Türkiye’de bu konu üzerine yapılan araştırmaların yetersizliğinden hareketle kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdi. 776 genç yetişkini kapsayan araştırmada, katılımcıların depresyon belirtileri, psikolojik dayanıklılık düzeyi ve sosyal uyum davranışları değerlendirildi. Çalışmada üç farklı ölçek kullanılarak hem ruhsal sağlık hem de günlük sosyal alışkanlıklar ölçümlendi. Bu sayede, depresyon ve sosyal izolasyon arasındaki ilişkiye psikolojik dayanıklılığın aracılık rolü net biçimde ortaya kondu.
Araştırma sonuçları, depresif belirtilerin sosyal etkileşimi ciddi biçimde azalttığını gösteriyor. Depresyon seviyesi yüksek olan bireyler, aileleri ve çevreleriyle iletişimden kaçınıyor, günlük sosyal aktivitelere katılımda belirgin bir azalma gözlemleniyor. Ancak psikolojik dayanıklılığı yüksek olanlar, stres karşısında daha esnek kalıp sosyal bağlarını koruyabiliyor. Bu dayanıklılık, depresyonun sosyal geri çekilme haline dönüşmesinin önünde sağlam bir engel teşkil ediyor.
Araştırmanın matematiksel modellemeleri, dayanıklılığın depresif ruh hali ile aşırı izolasyon arasında bir köprü işlevi gördüğünü ortaya koydu. Yani depresyon tek başına bireyi kapana kıstırmıyor; depresif ruh halinin kişinin içsel dayanıklılığını zayıflatması, sosyal hayattan çekilmenin esas nedeni oluyor. Dolayısıyla, gençlerin stresle başa çıkma becerilerini güçlendirmek, uzun süreli sosyal izolasyonu önlemede kritik önem taşıyor. Bu bulgu, ruh sağlığı alanında geliştirilecek tedavilerin psikolojik dayanıklılık üzerine odaklanması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye özelinde, ekonomik sıkıntılar ve yüksek genç işsizliği gençlerin sosyal geri çekilme riskini artıran faktörler arasında bulunuyor. Maddi nedenlerle aile yanında uzun süre kalan gençler, kişisel mahremiyet eksikliği nedeniyle bağımsızlıklarını kazanmakta zorluk çekebiliyor. Bu durum, psikolojik kırılganlıkla birleştiğinde sosyal izolasyonun artmasına yol açıyor. Uzmanlar, hem bireysel hem de sosyokültürel ilişkileri destekleyecek müdahalelerin önemine işaret ediyor. Bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemlerle dayanıklılığı artırmak ve topluluk programlarıyla duygusal yönetimi geliştirmek, gençlerin sosyal hayatta kalmasını sağlamada etkili olabilir.
Araştırmanın bazı sınırlılıkları bulunuyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu kadınlardan oluşuyor, oysa uluslararası veriler erkeklerde sosyal izolasyonun daha yaygın olduğunu gösteriyor. Ayrıca çalışma, gençlerin sosyal izolasyonu ve ruh halleri hakkında sadece tek bir zaman diliminde veri topladığından, nedenselliği kesin olarak kanıtlamak mümkün değil. Gelecek çalışmalarda uzun süreli takipler ve farklı kültürler arasındaki karşılaştırmalar öne çıkarılabilir. Böylece, gençlerde sosyal izolasyonun evrensel ve kültürel farklılıkları ayrıştırılarak daha etkili önlemler geliştirilebilir.
Bu araştırma, genç yetişkinlerin ruh sağlığının korunmasında psikolojik dayanıklılığın hayati bir rolü olduğunu ortaya koyarak, hem Türkiye’de hem de dünyada sosyal izolasyon sorununa yönelik farkındalığı artırıyor. İlerleyen yıllarda dayanıklılığı destekleyici sağlık politikalarının gençlerin yaşam kalitesini yükselteceği umut ediliyor.
📎 Kaynak: psypost.org



