Sivrisineklerin bazı insanları diğerlerine göre daha sık ısırması, uzun süredir merak edilen bir konu. Yeni yapılan bir araştırma, farklı sivrisinek türlerinin kendilerine özgü tercihleri olduğunu ortaya koydu. Araştırma, bazı sivrisineklerin özellikle erkekleri tercih ettiğini, bazı türlerin ise insan derisinden yayılan belirli kokulara odaklandığını gösteriyor. Ancak alanında uzman bazı bilim insanları, bu bulguların doğal yaşamda ne kadar etkili olabileceği konusunda temkinli yaklaşım sergiliyor.
Sivrisinekler, insan sağlığına en büyük tehditlerden biri olmayı sürdürüyor. Dengue, Zika, sarı humma ve sıtma gibi ciddi hastalıkları taşıyan bu canlılar, milyonlarca yıldır insanlarla iç içe yaşadılar. Bilim insanları, sivrisineklerin karbon dioksit, ısı ve koku gibi işaretleri kullanarak konakçılarını bulduğunu uzun zamandır biliyor. Ancak insan kokusunun, 1000’in üzerinde uçucu organik bileşik ve cilt mikroorganizma bileşenlerinden oluşan karmaşık bir yapıya sahip olması, hangi maddelerin sivrisinekleri cezbettiğini kesin olarak belirlemeyi zorlaştırıyordu.
Bu noktada, araştırmanın en yenilikçi yönü de ortaya çıktı. Daha önceki çalışmalar, insanlar arasında sivrisinek çekiciliği farklılıklarını göstermişti ancak farklı sivrisinek türlerinin aynı insanlara karşı gösterdiği ilginin karşılaştırılması yapılmamıştı. Florida’daki araştırmacı Matthew DeGennaro ve ekibi, Aedes aegypti, Aedes albopictus ve Culex quinquefasciatus türlerinin 119 gönüllü insana olan çekicilik oranlarını inceledi. İlk iki sivrisinek türü, dengue, Zika ve chikungunya gibi hastalıkların yayılmasında rol oynarken, üçüncü tür West Nile virüsünü taşıyor.
Deneylerde Uniport olfaktometre adlı özel cihaz kullanıldı. Bu cihaz, sivrisineklerin belirli bir koku kaynağına ne kadar yaklaştığını ölçüyor. Gönüllülerden kollarını bu cihazın içine koymaları istendi ve sivrisineklerin kokulara karşı tepkileri kaydedildi. Sonuçlar, Ae. aegypti’nin insan kokusuna en çok tepki veren tür olduğunu gösterdi. Bu türün sivrisineklerinin yüzde 89’u insan kokusuna çekilmiş ve sadece bu tür erkek bireyleri dişilere kıyasla daha fazla tercih etti.
Araştırma ayrıca sivrisinek türlerinin tercih ettiği kimyasal bileşiklerin farklı olduğunu ortaya koydu. Ae. albopictus’un keton gibi belirli bileşiklere daha fazla tepki verdiği, oysa Ae. aegypti ve Cx. quinquefasciatus’un bu bileşiklerin yokluğunda daha çekici bulunduğu belirlendi. Ekip, her sivrisinek türünün farklı insanlar için ayrı tepkiler gösterdiğini vurguluyor; yani bir türün sevdiği insan kokuları, diğer tür için çekici olmayabilir. İlginç bir şekilde, Culex sivrisinekleri bazı bireyleri tercih ederken, Aedes türleri bambaşka insanları daha çekici buluyor.
Konuya dair dışarıdan değerlendirme yapan sağlık uzmanı Jeronimo Alencar, farklı sivrisinek türlerinin kimyasal sinyallere göre ayrışan bireysel insan profilini seçiyor olmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını anlamada önemli bir adım olduğunu belirtti. Özellikle Ae. aegypti’nin şehir ortamlarına uyum sağladığını, Ae. albopictus’un ise daha çok orman kenarlarında bulunduğunu söyleyen Alencar, bu türlerin farklı insan gruplarını hedef almasının iki türün aynı ortamda birlikte var olmasını sağladığını ifade etti. Bu yaklaşım, “sivrisinekleri ne çekiyor” sorusundan “hangi sivrisinek kimi çekiyor” sorusuna paradigmanın değiştiğini gösteriyor.
Öte yandan, bazı bilim insanları çalışmanın sonuçlarının gerçek hayatta beklenen etkiyi göstermede yeterince güçlü olmadığını belirtiyor. Özellikle laboratuvar ortamındaki kontrollü deneylerde elde edilen bulguların dış ortam faktörleriyle – örneğin çevresel gürültü, ısı, nem ve karbon dioksit seviyeleri gibi – nasıl etkileşime gireceği halen net değil. Ayrıca, sivrisineklerin çekim tercihleri coğrafi bölgelere ve yerel genetik yapıya göre değişkenlik gösterebilir. Bu da araştırmanın sonuçlarının tüm dünya için genellenmesini zorlaştırıyor.
Yine de, Brighton Üniversitesi’nden Richard Wall, bireyden bireye değişen çekicilik farklılıklarının zaten bilinen bir durum olduğunu belirtti. Vücut sıcaklığı ve koku farklılıklarının bu süreci şekillendirdiğini ifade eden Wall, çalışmanın korelasyon temelli olduğunu, yani doğrudan deneysel nedensellik ilişkisi kurmadığını söyledi.
Bu yeni çalışma, sivrisinek çekiciliği konusunda bilimsel anlayışımızı genişletirken, gelecekte daha iyi kişiselleştirilmiş sivrisinek kovucu ürünlerin geliştirilmesine yol açabilir. Ayrıca, sivrisinek kaynaklı hastalıkların yayılımını durdurmak için hedef odaklı mücadele stratejilerinin planlanmasına olanak sağlayabilir. Bilim insanları, doğal ortamda bu bulguları doğrulayacak ve uygulamaya dönüştürecek yeni araştırmaların gerekliliğine işaret ediyor.
📎 Kaynak: refractor.io



