Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD) tanısının kızlarda geç konulması, gençlik döneminde ciddi zihinsel ve sosyal sorunlara yol açıyor. Cardiff Üniversitesi’nin yaptığı yeni bir araştırma, ADHD tanısı erken konmayan kızların ergenlik döneminde depresyon, anksiyete, madde kullanımı ve okul devamsızlığı gibi zorluklarla daha sık karşılaştığını ortaya koydu. Bu çalışma, kız çocuklarında ADHD’nin neden daha geç fark edildiği ve geç tanının hayatlarını nasıl etkilediğine ışık tutuyor.
Araştırma, ADHD’nin kadınlarda erkeklere göre daha az teşhis edildiğini ve tanının genellikle yetişkinlikte ya da ergenlikte konduğunu vurguluyor. Bu durum, erken destekten mahrum kalan kızların mental sağlık sorunlarına karşı daha savunmasız hale gelmesini sağlıyor. Cardiff Üniversitesi’nden Dr. Joanna Martin, kızlarda ADHD’nin tanısının gecikmesinin “hem sağlık hem de eğitim alanında olumsuz sonuçlara” yol açtığını belirtiyor. Çalışmada, erken ve geç tanı alan bireylerin sağlık kayıtları ile eğitim verileri detaylı şekilde analiz edildi.
BAŞLATICI veri kaynağı olan Secure Anonymised Information Linkage (SAIL) veri bankasından faydalanan araştırmacılar, Galler genelinde ADHD tanısı alan gençlerin sağlık, eğitim ve sosyal durumlarının takibini yaptı. Sonuçlar, geç tanı alan kızlarda depresyon, intihar riski, madde bağımlılığı gibi sorunların erken tanı alanlara kıyasla daha yaygın olduğunu gösterdi. Ayrıca bu bireylerin hastaneye daha sık başvurdukları ve okulda devamsızlıklarının arttığı belirlendi. Erken tanı alanlara göre, geç tanı alan kızların kullanımına verilen ilaçlar ve psikiyatrik destek talepleri de daha fazlaydı.
Çalışma, bu sorunların aslında tanı konulmadan önce, erken çocukluk döneminde de var olduğunu gösterdi. Kızlarda ADHD belirtileri erken fark edilmediği için bu ciddi sorunlar büyüyerek ergenlikte daha belirgin hale geliyor. Dr. Martin, bu durumun sağlık eşitsizliğine yol açtığını ve kızların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığın artırılması gerektiğini vurguluyor. ADHD konusunda yapılan önceki araştırmaların çoğunun erkek çocuklarına odaklandığını, bu nedenle kızlarda tanı ve müdahalenin geciktiğini söylüyor.
Bu araştırmanın en önemli katkılarından biri, ADHD’nin geç tanısının neden olduğu zararın cinsiyet özelinde incelenmesi oldu. Kızlarda tanı ne kadar erken konursa, zihinsel sağlık ve eğitim alanında o kadar iyi sonuç alınabiliyor. Bu da tanı sürecindeki cinsiyet farklarının kapatılması gerektiğini ortaya koyuyor. ADHD’nin kısa adıyla DEHB, bireylerin dikkatini sürdürememesi, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik gibi belirtilerle kendini gösteren nörogelişimsel bir bozukluk olarak biliniyor. Ancak kızlarda semptomlar erkeklere göre daha az belirgin olabiliyor, bu da tanının zorlaşmasına neden oluyor.
Araştırmanın sonuçları, sağlık politikalarında ADHD tanı kriterlerinin cinsiyet farklılıklarını göz önünde bulundurarak yeniden şekillendirilmesi gerektiğini işaret ediyor. Ayrıca, erken yaşta teşhisin ve müdahalenin psikososyal açıdan olası riskleri azaltmada kritik olduğu anlaşılıyor. Bu da eğitim sisteminde ve sağlık alanında kız çocuklarının ADHD belirtileri konusunda daha bilinçli olunmasını gerektiriyor.
Gelecekte bu alanda yapılacak çalışmalarla, ADHD’nin ergenlik ve yetişkinlikteki tanı zamanlaması arasındaki farklar daha iyi anlaşılacak. Ayrıca kızlar için özel olarak geliştirilmiş değerlendirme ve tanı araçları, tedavi süreçlerini hızlandırabilir. Dr. Martin, bu önceliklerin hem klinik uygulama hem de araştırma alanında önemli adımlar olduğunu belirtiyor. Bu sayede ADHD ile yaşayan kızların yaşam kalitesi yükseltilebilir ve uzun vadeli sorunların önüne geçilebilir.
📎 Kaynak: medicalxpress.com



