Avrupa’da yapılan yeni bir araştırma, komplo teorilerine en fazla inanan grupların ekonomik olarak sol görüşlü, ancak kültürel açıdan muhafazakâr tutumlar sergileyen bireyler olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, siyasi yelpazede daha önce keşfedilmemiş kritik bir köşeye ışık tutuyor ve komplo teorilerinin siyasi tercihlerin karmaşık kesişim noktalarından beslendiğini gözler önüne seriyor.
Alman Bremen Üniversitesi’nden sosyolog Florian Buchmayr ve işbirlikçisi André Krouwel, Avrupa genelinde komplo inancına sahip bireylerin hangi politik talepleri paylaştığını anlamak için geniş kapsamlı bir analiz yaptı. Araştırmacılar, geleneksel sağ-sol ayrımının ötesinde, farklı politika eksenlerini göz önünde bulundurarak komplo inançlarının ideolojik temsilini haritalamayı amaçladı. Bu yaklaşım, sadece “solcu” veya “sağcı” etiketlerinin yeterli olmadığını gösterdi.
Araştırmada, Avrupa Seçmen Anketleri Veritabanı’ndan alınan 13 ülkeden onlarca bin katılımcının verileri incelendi. Katılımcılar, siyasi tercihlerini üç temel eksende değerlendirdi: ekonomik yeniden dağıtım (zenginlerden alınan vergilerin yoksullara aktarılması), göç politikaları (göçmenlerin kültürel zenginlik mi yoksa sorun mu olduğu) ve otoriterlik (güçlü liderlik ve geleneksel değerlerin korunması isteği). Bu üç boyut, toplamda 27 benzersiz siyasi profil oluşturulmasına olanak sağladı.
Analizler, ekonomik olarak solda yer alan ancak göçmenlik karşıtı ve kültürel olarak muhafazakâr olan bireylerin komplo teorilerine en yoğun şekilde yöneldiğini gösterdi. Araştırmacılar bu kombinasyonu “ulusçu-otoriter dayanışma profili” olarak adlandırdı. Bu profildeki kişiler, devlet müdahalesiyle ekonomik eşitlik talep ederken, bu faydaların yalnızca kültürel olarak homojen ve yerel nüfus için geçerli olmasını istiyor. Böylece, modernleşmeyle beraber değişen toplumsal yapıya karşı hayal ettikleri düzenin tehlikeye girdiğine inanıyorlar.
Bu grup için komplo teorileri, karmaşık ve belirsiz sosyal dönüşümleri anlamlandırmanın psikolojik bir aracı görevi görüyor. Kültürel değişimleri “gizli güçlerin işi” olarak açıklamak, onların yaşadığı kaygıları hafifletirken, mevcut siyasi düzenin yetersizliğine dair genel memnuniyetsizliklerini artırıyor. İlginç olan ise, bu bireylerin sık sık otoriter liderliği talep etmeleri ve mevcut demokratik sistemlere karşı isyankar bir duruş sergilemeleri. Aslında amaçları kurallardan özgür bir toplum değil, güçlü ve “kaypak” güçleri bastırabilecek bir otorite yaratmak.
Araştırmada ayrıca, ekonomik olarak sağcı olup kültürel açıdan ilerici olanların komplo teorilerine en dirençli grup olduğu tespit edildi. Bu bireyler serbest piyasa ekonomisini savunurken göçmenliği destekliyor ve otoriter taleplerden uzak duruyor. Bu durum, komplo inançları ile ideolojik tercihler arasındaki karmaşık ilişkiyi daha iyi anlamamıza olanak sağladı.
Sosyal sınıf ve eğitim düzeyi ise komplo inançlarıyla ilişkili bu modelin değişmesinde etkili olmadı. Yani ister zengin ve eğitimli, ister işçi sınıfından bir birey olsun, bu belirli sol-ekonomik, sağ-kültürel karışım komplo inancı için tutarlı bir zemini temsil ediyor. Dolayısıyla komplo düşüncesi, farklı sosyal arka planlardan insanları ortak bir ideolojik noktada buluşturuyor.
Avrupa siyasetinde ise bu bileşime tam olarak hitap eden yaygın siyasi partiler bulunmuyor. Geleneksel sol partiler genellikle kültürel olarak ilericiyken, sağ partiler ekonomik liberalizmi savunuyor. Bu nedenle ulusçu-otoriter dayanışma profiline sahip bireyler kendilerini politik alanda “evsiz” hissediyor ve politik kurumlara karşı derin bir güvensizlik yaşıyor. Bu güvensizlik, onları aşırı sağ popülist partilere yönlendiriyor. Bu partiler ekonomik korumacılık vaadiyle göçmen karşıtı sert söylemleri birleştirerek komplo temelli retoriği kullanıyor ve böylece belirli seçmen grubunun korkularına doğrudan hitap ediyorlar.
Araştırmanın gözlemsel yapısı, bu ilişkinin sebep-sonuç bağını kesin olarak ortaya koymasa da, bu karmaşık ideolojik profilin seçim dinamiklerini anlamada kritik olduğunu gösteriyor. Gelecekte yapılacak çalışmalar, benzer ideolojik örüntülerin ABD gibi iki partili sistemlerde nasıl işlediğini veya ekonomik krizlerin bu yapı üzerinde ne tür etkiler yarattığını inceleyebilir. Komplo teorilerinin siyasal kökenlerini anlamak, günümüzün kutuplaşmış siyaset ortamında önemli bir perspektif sunuyor.
Bu çalışma, Florian Buchmayr ve André Krouwel tarafından “The epicenter of conspiracy belief: The economically left-leaning and culturally regressive spot in the political landscape” başlığıyla yayımlandı ve Avrupa’da komplo inançlarının siyasi haritasını çıkarmada yeni bir çerçeve sundu.
📎 Kaynak: psypost.org



