Alzheimer hastalığının erken teşhisi için geliştirilen yeni kan testi, hastalığın erken evrelerindeki biyolojik değişiklikleri detaylı şekilde ortaya koyuyor. Scripps Araştırma Enstitüsü’nden bilim insanları, klasik biyobelirteç yöntemlerinden farklı olarak, kan dolaşımındaki proteinlerin yapısal değişimlerine odaklanan bir test geliştirdi. Bu yaklaşım, Alzheimer tanısını daha doğru ve erken safhada koyma potansiyeli taşıyor.
Alzheimer tanısı günümüzde genellikle beyinde biriken amiloid beta ve fosforile tau proteinlerinin seviyelerine bakılarak konuyor. Ancak bu yöntemler, hastalığın başlangıcında meydana gelen en erken biyolojik olayları tam olarak yansıtamayabiliyor. Scripps ekibi, kan proteininin miktarından ziyade yapısındaki katlanma değişikliklerini inceleyerek, hastalığı daha yeni evrelerden tespit etmeyi amaçladı. Nature Aging dergisinde yayımlanan araştırmada bu stratejinin başarıyla uygulandığı açıklandı.
Araştırmada, 520 kişinin kan plazması analiz edildi. Katılımcılar, bilişsel olarak normal, hafif bilişsel bozukluk yaşayan ve Alzheimer hastası olmak üzere üç farklı gruba ayrıldı. Araştırmacılar, kütle spektrometrisi ve makine öğrenimi teknikleri kullanarak, proteinlerin hangi bölgelerinin yapısal olarak “açık” ya da “kapalı” olduğunu belirledi. Bu analizler sayesinde, hastalığın ilerlemesiyle bazı proteinlerin yapısında belirgin kapanma yaşandığı anlaşıldı. Yapısal değişimler, yalnızca protein seviyelerine bakmaktan çok daha güçlü bir hastalık belirleyicisi oldu.
Çalışmada öne çıkan üç proteinin Alzheimer ilerleyişiyle çok yakın ilişki gösterdiği tespit edildi. Bunlar immün sistemi etkileyen C1QA, protein katlanmasına ve amiloid temizliğine yardımcı olan clusterin ve kandaki yağ taşınmasını gerçekleştiren apolipoprotein B idi. Araştırma ekibi, bu üç proteindeki yapısal değişikliklerin, bilişsel olarak sağlıklı bireyleri, hafif bilişsel bozukluğu olanları ve Alzheimer hastalarını yaklaşık yüzde 83 doğruluk oranıyla ayırt edebildiğini belirtti. İki grup karşılaştırıldığında doğruluk oranı yüzde 93’ün üzerine çıktı.
Testin güvenirliği bağımsız gruplar ve farklı zamanlarda alınan kan örneklerinde de doğrulandı. Aynı bireyler üzerinde tekrarlandığında tanı doğruluğu yüzde 86 seviyesinde kaldı ve hastalık seyri boyunca bilişsel test sonuçlarıyla uyum sağladı. Beyin görüntüleme yöntemleriyle ölçülen beyin hacmi küçülmesiyle ise orta düzeyde bir ilişki bulundu. Bu bulgular, kan proteini yapısal analizinin, mevcut amiloid ve tau testlerine etkili bir tamamlayıcı olabileceğini gösteriyor.
Bu keşif, Alzheimer’a erken müdahalenin kapılarını aralıyor. Hastalık, beyindeki proteinlerin yanlış katlanması ve protein dengesi sisteminin bozulması sonucu gelişiyor. Erken tanı sayesinde tedaviye erken başlanabilir, böylece bilişsel fonksiyon kaybı yavaşlatılabilir veya önlenebilir. Testin klinik kullanıma girmesi için daha büyük ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç duyuluyor. Ayrıca araştırmacılar, benzer yapısal analiz yöntemlerini Parkinson ve kanser gibi diğer hastalıklara uygulamanın yollarını araştırıyor.
Sonuç olarak, Scripps Araştırma ekibinin geliştirdiği bu yenilikçi kan testi, Alzheimer hastalığını erken ve doğru teşhis etme konusunda bilim dünyasında yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Erken teşhis ve izleme kapasitesi yüksek olan bu yöntem, hem hastalar hem de tedavi geliştirme süreci için umut vadediyor.
📎 Kaynak: sciencedaily.com



