Alkol bağımlılığından kurtulma sürecinde kişilik özelliklerinin nüks üzerindeki etkisi her geçen gün daha fazla mercek altına alınıyor. Son yapılan bir araştırma, yüksek yenilik arayışı taşıyan bireylerin tedavi sonrası alkol kullanımına dönme riskinin arttığını ortaya koydu. Bu bulgu, psikiyatri alanında önemli bir boşluğu doldururken, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde yeni bir kapı aralıyor.
Fransa’da milyonlarca kişinin mücadele ettiği alkol kullanım bozukluğu, kamu sağlığı açısından halen büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bazı bireylerin yoksunluk sonrası nüks etmesi, kişilik yapılarından kaynaklanabilecek farklı hassasiyetlerle ilişkilendiriliyor. Mevcut araştırmalar, dürtüsellik, duygusal düzenleme zorlukları ve ödüle karşı duyarlılık gibi faktörlerin bağımlılığa zemin hazırlayabileceğini gösteriyor.
Anne-Laure Virevialle liderliğindeki araştırma ekibi, hastanede alkol yoksunluğu tedavisi gören 88 yetişkin üzerinde kapsamlı bir çalışmaya imza attı. Katılımcılar; kişilik özelliklerini, alkol isteğini, bilişsel performanslarını, kaygı ve depresyon düzeylerini değerlendiren bir dizi testten geçirildi. Ayrıca, son dönemde ağır alkol kullanımını gösteren biyolojik bir belirteç olan karbonhidrat eksik transferrin ve beyinde sinir hücrelerinin yenilenmesini sağlayan bir protein olan beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) ölçüldü.
Üç ay sonraki takipte katılımcıların yaklaşık üçte birinin nüks ettiği belirlendi. Nüks yaşayan bireylerin yenilik arayışı skorları anlamlı derecede yüksek çıktı. Yenilik arayışı, sonuçları öngörmeden hızlı hareket etme eğilimiyle ilişkilendirilen bir kişilik özelliği olarak tanımlanıyor. Nüks grubunda ayrıca olası olumsuz sonuçlardan kaçınma eğiliminde azalma gözlendi. İlginç bir şekilde, bu grup daha yüksek kendini yönetme becerisi de sergiledi ancak uzmanlar bunun hastanede sağlanan sosyal destek ve yapılandırılmış ortamın geçici etkisi olabileceğine dikkat çekiyor.
Araştırmada yapılan analizler, yenilik arayışının nüksü en iyi tahmin eden tek faktör olduğunu ortaya koydu. Her ne kadar nüksü etkileyen diğer etkenler de mevcut olsa da, yenilik arayışındaki artış kişinin tedavi sonrası alkol kullanımına dönme riskini belirleyen en güçlü gösterge olarak öne çıkıyor. Ayrıca, düşük olumsuz sonuçlardan kaçınma ve yüksek yenilik arayışının kombinasyonunun nüksle bağlantılı olduğu belirtildi.
Çalışma, kişilik özellikleri ile alkol isteği, duygu durumu ve bilişsel işlev arasındaki ilişkileri de inceledi. Özellikle yüksek olumsuz sonuçlardan kaçınma ve duyguları tanımlamada güçlük anlamına gelen aleksitimi skorları yüksek olan bireylerde alkol isteği daha yoğun gözlendi. Benzer şekilde, depresyon ve kaygı belirtileri bu grupta daha yaygın olarak kaydedildi. Bu sonuçlar, duygusal regülasyon zorluklarının tedavi başarısı üzerinde kritik bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor.
BDNF seviyelerinde ise, hem nüks eden hem de etmeyen katılımcılar arasında üç aylık sürede anlamlı bir artış kaydedildi. Bu artış, alkol kullanımının bırakılmasıyla beyindeki yaraların iyileşme sürecini yansıtıyor. Ancak BDNF düzeylerinin tek başına nüksü tahmin etme gücünün sınırlı olduğu saptandı.
Araştırma sonuçları, tedavi süreçlerinde hastaların kişilik profillerinin ve psikiyatrik eşlik eden durumların mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguluyor. Anne-Laure Virevialle ve ekibi, “Kişiselleştirilmiş bakım için bireyin bütüncül değerlendirmesine ihtiyaç var. Alkolü bırakmaya yönelik motivasyonun artırılması, psikiyatrik komorbiditelere ve kişilik özelliklerine uygun yaklaşımlarla gerçekleşmeli” diyerek gelecekteki tedavi stratejilerine ışık tuttu.
Çalışmanın sınırlamalarından biri, takip sürecine katılanların sayısının orijinal gruba kıyasla oldukça az olması. Ayrıca başlangıçta ortamın korunaklı yapısının alkol isteği skorlarını düşük tutmuş olabileceği belirtildi. Buna rağmen çalışma, alkol bağımlılığında kişilik özelliklerinin nüks üzerindeki belirleyici rolünü açıklayan önemli bir bilimsel referans olarak kabul ediliyor.
📎 Kaynak: psypost.org



