Tekerlekli sandalye kullanıcıları, özellikle ciddi hareket kısıtlılığı olanlar, dar alanlarda bazen bugünün robotik sistemlerinden bile daha başarılı hareket edebiliyor. Almanya merkezli araştırmacılar, yapay zekayla desteklenen akıllı tekerlekli sandalyeler geliştirerek bu açığı kapatmayı hedefliyor. Yeni prototipler, engellerle dolu ortamları daha güvenli ve pratik şekilde aşabilecek yarı otonom ve tam otonom sistemleri test ediyor. Bu gelişmeler, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırma potansiyeli taşıyor.
Alman Yapay Zeka Araştırma Merkezi (DFKI) Bremen’den Christian Mandel ve Serge Autexier liderliğindeki ekip, sensörlerle donatılmış elektrikli tekerlekli sandalyeler üzerinde çalışıyor. Bu sandalyeler, lidar, 3D kameralar, odometreler ve gömülü bilgisayarlarla donatılmış. Toplanan veriler, sandalyenin yanı sıra ortamda bulunan drone tabanlı renkli ve derinlik kameralarından da aktarılıyor. Böylece, sistem hem engelleri algılama hem de karmaşık iç mekanlarda navigasyon konusunda gelişmiş performans gösteriyor.
Araştırmadaki akıllı sandalyeler iki farklı modda işliyor: Yarı otonom modda kullanıcı, joystick sayesinde aracı kontrol ediyor. Tam otonom moddaysa doğal dil komutları kullanılıyor. Örneğin, kullanıcı “Beni kahve makinesine götür” dediğinde, sandalye doğal dil işleme sayesinde komutu algılıyor ve kendisi en uygun rotayı çizerek hedefe gidiyor. Bağımsız navigasyon teknikerinden faydalanan sistem, anlık ortam haritaları çıkarırken aynı zamanda yerel engelleri algılıyor ve bunlardan kaçınıyor.
DFKI ekibinin yürüttüğü REXASI-PRO projesi, bu akıllı sandalyelerin gerçek hayattaki kullanımlarını araştırıyor. Kullanıcıların komutlarını onaylaması üzerine hareket eden sandalye, güvenlik açısından da yeni sensör teknolojileriyle destekleniyor. Ancak araştırmanın ortaya koyduğu gibi, gelişmiş teknolojinin maliyeti ve güvenilirliği hâlâ önemli sorunlar arasında yer alıyor. Toronto merkezli Braze Mobility’nin CEO’su Pooja Viswanathan’a göre, bu tür sistemlerin yaygınlaşması için fiyatların makul seviyeye inmesi ve farklı kullanıcı ihtiyaçlarına uyarlanabilmesi gerekiyor.

Akıllı tekerlekli sandalyelerin yapısı karmaşıklaştıkça, sistem içinde sensörler arası iletişim ve eşgüdüm de kritik hale geliyor. Rennes’taki IRISA’dan biyomedikal mühendis Louise Devinge, “Sensör sayısı arttıkça, gerçek hayat koşullarında sistem performansının tutarlı olması zorlaşıyor” diyor. Bu da teknolojinin yalnızca tamamlayıcı bir araç olarak değil, kullanıcıyla iş birliği içinde çalışacak şekilde tasarlanmasının önemini ortaya koyuyor.
Yapay zekanın bu alanda birincil hedefi, kullanıcıların bağımsızlığını artırırken onları teknolojiye gereksiz yere bağımlı kılmamak. Mandel, “Engelli bireylerin dar alanlardaki becerilerini küçümsememek lazım” diyerek, teknoloji geliştirmede kullanıcının güçlü yönlerini desteklemenin öncelikli olduğunu vurguluyor. Ayrıca, sistemlerin gerçek yaşamın karmaşık koşullarında güvenilir ve anlaşılır olması gerekiyor.
Araştırmacılar, önümüzdeki on yıl içinde akıllı tekerlekli sandalyelerin piyasaya daha etkin bir şekilde gireceğini öngörüyor. REXASI-PRO gibi projeler, yapay zekanın ileri seviye navigasyon ve çevre algılamada sağladığı avantajları göstererek engelli bireylerin hareket özgürlüğünde devrim yaratabilir. Bu teknolojiler, sadece hayatı kolaylaştırmakla kalmayıp, güvenilirlik ve kullanıcı güveni açısından da önemli standartlar ortaya koyuyor.
Sonuç olarak, akıllı tekerlekli sandalyeler alanındaki gelişmeler, hareket kısıtlılığı yaşayan bireylerin günlük yaşamlarını güçlendirmek için büyük bir potansiyel taşıyor. Yeni sensör teknolojileri ve otonomiyet düzeyi artırılarak, kullanıcıların dış dünyayla etkileşimi daha etkin ve güvenli hale getirilecek. Gelecekte, bu alandaki yenilikler engelli bireylerin bağımsızlıklarını artırırken, teknolojinin insana hizmet eden ve kullanıcı odaklı yapısını da pekiştirecek.
📎 Kaynak: spectrum.ieee.org



