Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların, sosyal ortamlarda diğer insanların bakış yönlerini takip etmekte zorlandığı uzun zamandır biliniyor. Bu durumun altında yatan nedenler ise şimdiye kadar tam anlamıyla anlaşılmamıştı. Guangxi Normal Üniversitesi’nden araştırmacılar, DEHB’li çocukların göz hareketlerini değil, bütün yüzleri işlemekte sorun yaşadığını ortaya koyarak dikkat çekici bir bilimsel bulguya imza attı. Bu çalışma, çocukların sosyal iletişimindeki güçlüklerin kaynağını anlamaya ve eğitim ortamlarında destekleyici stratejiler geliştirmeye ışık tutuyor.
DEHB, genellikle dürtüsellik, aşırı hareketlilik ve dikkat dağınıklığı ile tanımlanır. Ancak bu durum, bireylerin sosyal ipuçlarını algılamada ve okuma becerilerinde yaşadığı sorunlarla da kendini gösterir. Gündelik konuşmalarda insanlar, karşılarındaki kişinin bakışlarını otomatik olarak takip ederek ilgi alanlarını ve niyetlerini anlamaya çalışır. Psikologlar, insan dikkat sistemini iki kategoriye ayırır: kontrollü ve bilinçli süreçler olan ‘endojen dikkat’ ile otomatik, refleksif reaksiyonlar anlamına gelen ‘ekzogen dikkat’.
Araştırmanın temelinde, DEHB’li çocukların bu otomatik dikkat türünde farklılık gösterip göstermediği sorusu yattı. Çinli araştırmacılar, otomatik dikkatin en iyi ölçütlerinden biri olan “dönüş engelleme” (inhibition of return) tepkisini inceleyerek cevap aradı. Bu mekanizma, dikkat bir noktaya çekildikten sonra o noktaya geri dönmenin gecikmesini sağlar ve beynin yeni uyaranlara odaklanmasına yardımcı olur.
Araştırmada, DEHB’li çocuklar ile gelişimsel olarak tipik çocuklar karşılaştırıldı. Denekler, ekrandaki bir yüzün gözlerinin sağa veya sola kaydığı fotoğraflara bakarken, göz hareketinin yönündeki veya karşı tarafındaki bir hedefe ne kadar hızlı tepki verdiler. İlk etapta her iki grup da göz hareketini takip ederek hedefe hızlı yanıt verdi. Ancak hedef gösterilmeden iki saniyeden fazla beklediklerinde tepkiler farklılaşmaya başladı. Tipik çocuklarda bekleme süresi uzadıkça tepkiler yavaşlarken, DEHB’li çocuklarda böyle bir yavaşlama gözlemlenmedi. Bu durum, otomatik dikkat sisteminin göz hareketlerine karşı işlevsel olmadığını gösterdi.
Araştırma ekibi bunun nedenini çözmek için deney düzeneğinde küçük bir değişikliğe gitti. Yüz fotoğraflarını baş aşağı çevirdiler. Böylece yüzün genel algısı bozulurken, gözdeki siyah pupil beyaz zeminde hala net bir şekilde görünüyordu. İlginç bir şekilde, DEHB’li çocuklar bu sert görsel durumda göz hareketine refleks olarak yanıt verebildi. Bu sonuç, çocukların temel göz hareketlerini fark etmekte sorun yaşamadığını, ancak bütünsel yüz algısında bozukluk olduğunu ortaya koydu.
Bu bulgu, DEHB’li çocukların sosyal ortamlarda neden hızlı ve karmaşık yüz ifadelerine tepki vermekte zorlandığını açıklıyor. Beyinleri tüm yüzü sosyal bir bütün olarak işlemede güçlük çekince, sosyal ipuçlarını otomatik olarak ayırt edemiyorlar. Bu da onların iletişimde kullandığımız göz temasını ve beden dilini yeterince değerlendirememelerine yol açıyor.
Araştırmanın önemi büyük. Çünkü bu yeni bilgi, okul ve terapötik ortamlarda DEHB’li çocuklara yönelik daha hedefli ve etkili desteklerin geliştirilmesi için temel oluşturuyor. Örneğin, öğretmenler yüz ifadelerini anlamaları zaman alan çocuklar için sözel açıklamalara veya daha yavaş ve net sosyal sinyallere öncelik verebilir. Ayrıca, ilerleyen çalışmalarda bu yüz işleme becerisini geliştirecek özel eğitim programları tasarlanabilir.
Araştırmanın kısıtları arasında örneklem büyüklüğünün sınırlı olması bulunuyor. Ayrıca, DEHB ile otizm spektrum bozukluğu arasında paylaşılan bazı özelliklerin çocukların sosyal dikkatini etkileyebileceği düşünülüyor. Bu nedenle gelecekte yapılacak çalışmalarda daha geniş ve farklı tanı gruplarını kapsayan örneklemlerle doğrulama yapmak büyük önem taşıyor. Ayrıca, ebeveyn raporlarının yanı sıra okul ortamından öğretmen gözlemlerinin de sürece dahil edilmesi öneriliyor.
Sonuç olarak, bu çalışma DEHB’li çocukların sosyal etkileşim problemlerini anlamada yeni kapılar açıyor. Otomatik dikkat mekanizmalarının bütün yüz algısıyla bağlantılı olduğunu göstermek, hem bilim dünyasında hem de uygulamada önemli bir adım. Gelecekte bu alanda yapılacak yeni araştırmalar, çocukların sosyal becerilerindeki gelişimi artırarak yaşam kalitelerini iyileştirebilir. DEHB ile yaşayan çocuklara yönelik yaklaşım ve eğitim politikalarında da köklü değişikliklere zemin hazırlayabilir.
📎 Kaynak: psypost.org



