ADHD Tanısında Gecikmeler ve Yetersiz Destek Endişe Kaynağı: Aşırı Tanı Yargısı Yanlış

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD) konusunda son dönemde yaygınlaşan “herkesin ADHD olduğu” söylemi, uzmanlar tarafından yanlış ve yanıltıcı bulunuyor. Bir grup akademisyen, klinisyen ve tecrübeli uzmanların ortak kaleme aldığı ve British Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan makalede, İngiltere’de ADHD’nin aşırı tanı aldığına dair güçlü bir kanıt olmadığı vurgulanıyor. Uzmanlar, kamuoyu ve politika yapıcıların bu yanılgıya kapılmasının gerçek sorunu gölgelediğini, yani tedavi ve destek için bekleyen çok sayıda kişinin olduğuna dikkat çekiyor.

Cambridge Üniversitesi Psikiyatri Bölümü Başkanı Prof. Tamsin Ford, ADHD’li kişi sayısında artış olmasına rağmen halen çok sayıda bireyin tanı ve destek beklediğini ifade ediyor. Prof. Ford, uzun bekleme süreleri nedeniyle pek çok hastanın özel sektöre yöneldiğini ve bazı vakalarda tanının atlandığını belirtiyor. Southampton Üniversitesi’nden Prof. Samuele Cortese ise tanı oranlarına takılmak yerine, ADHD tanısı konanların ne ölçüde doğru bir şekilde tedavi edildiklerine odaklanılması gerektiğine işaret ediyor. Araştırma bulguları, tanı konusunda eksikliklerin ve yetersiz tedavinin asıl zorluk olduğunu ortaya koyuyor.

Uluslararası standartlara göre çocuklarda ADHD görülme sıklığı %5, yetişkinlerdeyse %3 civarında seyrediyor. Ancak İngiltere’de NHS kayıtları bu oranların oldukça altında kalıyor. Bu durum, pek çok kişinin tanı alamadan ve desteklenmeden hayatını sürdürdüğünü düşündürüyor. Uzmanlar, yanlış tanının bazı durumlarda ortaya çıkabileceğini ancak bu hataların genellikle öz-bildirim esaslı değerlendirmelerde ya da diğer tanısal ihtimallerin tam göz önüne alınmamasından kaynaklandığını belirtiyor. Biyolojik tanı işaretlerinin eksikliği nedeniyle, kapsamlı ve çok disiplinli klinik değerlendirmelerin zorunlu olduğunu söylüyorlar. Doğru eğitim almış klinisyenlerin çok yüksek doğrulukla ADHD tanısı koyabildikleri kanıtlanmış durumda.

Nottingham Üniversitesi’nden Prof. Chris Hollis, ADHD semptomlarının kan basıncı veya kilo gibi fizyolojik özellikler gibi bir spektrumda yer aldığını ifade ediyor. Ancak hipertansiyon ya da obezitede olduğu gibi, ADHD’nin de sağlık riski doğuracak tanı ve müdahale eşiklerinin olduğunu belirtiyor. Böylece, hastalık şiddetine göre aşamalı ve risk odaklı bir müdahale yaklaşımının faydalı olabileceğini vurguluyor.

İngiltere’de özellikle çocuklukta tanı konamayan erişkinlerde artan talep ve uzun bekleme süreleri sağlık sistemini zorlıyor. Araştırma, ADHD tanısı alan çocuk ve gençlerin yaklaşık %27’sinin 1-2 yıl, %14’ünün ise 2-3 yıl arasında tanı ve tedavi için beklediğini ortaya koyuyor. Uzun süre tedavi edilmemiş ADHD’nin ciddi ve kalıcı risklerle bağlantılı olduğu yasa dışı madde kullanımı, kazalar, akademik başarısızlık, intihar davranışları gibi tehlikelerle karşı karşıya bıraktığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Prof. Cortese, bu risklerin dikkate alınmamasının ciddi etik sorun yarattığını ve acilen çözüm bulunması gerektiğini söylüyor.

Yayınlanan makalede, ADHD tanı ve tedavisine yönelik finansman artışı ve sağlık çalışanlarının eğitimine daha fazla yatırım yapılmasının gerekliliği vurgulanıyor. Hem kamuoyunun hem de karar mercilerinin, daha dengeli ve kanıta dayalı bir diyalog ile doğru tanı konmasını sağlayıp, tedaviye erişimin genişletilmesi gerektiği belirtiliyor. Makale aynı zamanda, ADHD’nin varlığının çocuğun yaşadığı diğer kronik fiziksel sağlık sorunlarıyla birlikte sıklıkla gözden kaçtığını ortaya koyuyor. Bu bağlamda Cambridge Çocuk Hastanesi, fiziksel ve zihinsel sağlık hizmetlerini bütünleştirerek erken tanı ve tedavi süreçlerini geliştirmeyi hedefliyor.

Erken tanı ve müdahalenin çocuğun duygusal durumu, davranışı, eğitim başarısı ve sosyal ilişkileri üzerinde olumlu etkileri olduğu biliniyor. Ayrıca, sağlık hizmeti alımı sırasında (örneğin hastanede yatış, tıbbi girişimler) daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olduğu belirtiliyor. Epilepsi gibi kronik hastalığı olan çocuklarda ADHD sıklığının popülasyona göre 6 kata kadar arttığı gösterilmişken, bu çocukların çoğunun tedaviye erişimde zorluk yaşadığı bildiriliyor. Ancak tedavi uygulandığında, çocukların işlevselliğinde ve yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler gözlemleniyor.

Sonuç olarak, ADHD konusunda aşırı tanı iddialarının bilimsel bir temeli bulunmamaktadır. Bunun yerine, tanı ve tedavi süreçlerindeki yetersizlikler toplum sağlığı için çok daha büyük ve ciddi bir sorundur. Uzmanlar, sağlık sisteminin bu eksiklikleri acilen gidermesi ve ADHD ile yaşayan bireylerin ihtiyaçlarına göre daha duyarlı ve kapsamlı destek mekanizmaları geliştirmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Kaynak: https://medicalxpress.com/news/2026-03-evidence-adhd-experts.html

İlginizi çekebilir