Roma’daki Mermer İsa Büstü Gerçekten Michelangelo’ya mı Ait? Heyecan Yaratan Keşif Tartışmaları Başlattı
İtalya’nın başkenti Roma’daki Sant’Agnese Fuori le Mura Bazilikası’nda yer alan bir mermer İsa bustunun, sanat tarihinin en büyük dehalarından Michelangelo Buonarroti’ye ait olabileceği iddiası, sanat dünyasında büyük heyecan yarattı. Bağımsız araştırmacı Valentina Salerno, yıllardır anonim kabul edilen bu eserin, detaylı belge ve arşiv çalışmaları sonucunda Michelangelo’ya ait olduğunu savunuyor. Ancak bu iddia, uzmanlar arasında hem merak hem de şüpheyle karşılanıyor.
Yeni dönemde sanat dünyasında bolca tartışmaya neden olan atıflardan biri olarak görülen bu keşif, aslında Michelangelo’nun eserlerine ilişkin yaşanan sahte ve yanlış atıf problemlerini yeniden gündeme taşıdı. Salerno’nun, Michelangelo’nun doğumunun 550. yıldönümünün yaklaştığı ve Vatikan’ın da bu dönemi anma etkinlikleriyle değerlendirdiği bir dönemde bu haberi duyurması, konunun önemini artırdı. Salerno, iddiasını akademik sosyal platform academia.edu’da yayımladığı araştırmayla duyurdu ve ilk defa basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı.
Sant’Agnese Bazilikası’nı yöneten düzenin başrahibi Rev. Franco Bergamin, Kültür Bakanlığı’nın basın toplantısına davetli olduğunu ancak katılmadığını söyledi. Olayı yakından takip eden İtalyan jandarmasının sanat ekipleri ise eserin gerçekliği hakkında yorum yapmaktan kaçınırken, eserin korunması için güvenlik önlemlerinin artırıldığını belirtti. Eserin yanına yerleştirilen “alarm sistemli” uyarısı, bu sanat eserinin değerinin farkında olunduğunu gösteriyor. Jandarma yetkilisi Lt. Col. Paolo Salvatori, bu eserin Michelangelo’ya ait olmasa bile İtalya’nın kültürel mirası içinde büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.
Valentina Salerno’nun ileri sürdüğü kanıtlara göre bu mermer İsa büstü 16. yüzyıl Roma okuluna ait olarak kabul edilmekle birlikte aslında Michelangelo’nun eserlerinden biri olmalı. Salerno, Michelangelo’nun yakın arkadaşı ve ilham kaynağı olan Tomaso De’ Cavalieri’yi de bu eserin model aldığı ileri sürüyor. Araştırmacı, bu sonuca yıllarca süren vasiyetnameler, envanterler ve noter belgeleri arasında yaptığı kapsamlı taramayla ulaştığını dile getiriyor. Ayrıca, yaşanan yanlış atıfların 1984’te bir bilim insanı tarafından hatalı olarak ortaya konduğunu ve o günden beri eserin gerçek sahibi olmanın özrünü yaşadığını belirtiyor.
Salerno’nun bu araştırmaya sanat tarihi alanında resmi bir akademik geçmişi olmaması dikkat çekiyor. Oyuncu ve kurgu yazarı olan Salerno, on yıl önce Michelangelo hakkında bir roman yazmak isterken tesadüfen araştırmalara yöneldiğini ve derinleştikçe bu büyük sırrı ortaya çıkardığını söylüyor. Araştırmasında, Michelangelo’nun öğrencileri ve varisleri arasında eserlerin korunması amacıyla “çözülemeyen anlaşma” adı verilen gizli bir paktın olduğunu ortaya koyuyor. Bu anlaşma, Michelangelo’nun kalan eserlerinin korunması için kaç anahtar tarafından açılabilen özel bir odanın varlığından da bahsediyor.
Araştırma geniş yankı bulurken, Vatikan yetkilileri de bu iddianın farkına vardı. Aziz Petrus Bazilikası’nı yöneten Kardinal Mauro Gambetti, Salerno’yu ve danışmanını 2025 yılında kurulan ve Michelangelo anma sergisi hazırlığı yapan bir bilimsel komisyonda görevlendirdi. Ancak komisyonun diğer üyeleri, Salerno’nun çalışmalarının önemini küçümsedi ve çoğu yorum yapmayı reddetti. Bu kuruldaki isimler arasında, Vatikan Müzeleri direktörü Barbara Jatta ve British Museum’dan uzman Hugo Chapman ile Washington Üniversitesi’nden sanat tarihi profesörü William Wallace da yer alıyor.
Wallace, Salerno’nun araştırma yöntemlerini genel anlamda sağlam bulurken, Michelangelo’nun eserlerini gizemli bir odada sakladığı teorisine kuşkuyla yaklaşıyor. Ona göre Michelangelo, yaşamının son yıllarında oldukça yoğun mimari projelerle meşgulduğu için çok fazla eser üretmedi ve bu yüzden gizli bir hazine iddiası abartılı olabilir. Yine de, Wallace Salerno’nun Michelangelo’nun bazı eserlerini yakıp yok ettiği yönündeki eski efsanenin artık doğru olmadığını destekliyor ve sanatçının eserlerini öğrencilerine emanet ettiğini kabul ediyor. Ayrıca, gizli oda iddiasının yeni olduğunu ve belgelerin bilimsel incelemeye açılması gerektiğini belirtiyor.
İtalya, tarih boyunca sahtecilik, hile ve “yeni keşifler” ile dolu sanat dünyasıyla haşır neşir oldu. Michelangelo’ya ait olduğu öne sürülen sayısız çalışma son yıllarda ortaya atıldı ancak hiçbiri gerçekten kalıcı kabul görmedi. Wallace, “2000 yılından itibaren Michelangelo’ya 45’ten fazla eser atfedildi. Ama bunların hiçbiri kalıcı olmadı, beş yıl sonra unutulup gitti” diyerek bu iddialara temkinli yaklaşıyor. Buna rağmen, Salerno’nun iddiaları günümüzün en büyük Michelangelo tartışmasına kapı aralıyor ve sanat dünyasında yeni bir heyecan uyandırıyor. Sonuçları beklemek ve söz konusu belgelerin bilimsel çevrelerde kapsamlıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Kaynak: https://phys.org/news/2026-03-rediscovered-michelangelos-unsettle-renaissance-experts.html